Santuri Ethem Bey (1855-1926)

İbrahim Edhem Bey 1855 yılında İstanbul’da Bayezit’in Soğanağa mahallesinde, babasının Çıkmaztulumba sokağındaki evinde dünyaya geldi. Babası Ali Ağa yeniçeri olduğu için 1826’da Vak’a-yı Hayriyye’de kaçarak kurtulmuş, sonradan bir gemiye kaptan olmuş, bir savaşta yararlık göstererek nişan almıştı, annesi Fatma Hanım’dır. Edhem Efendi ilkokuldan sonra Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’nde okudu. Bundan sonra sınavla Enderûn’a alındı. Dönemin ünlü mûsikişinaslarından Hacı Ârif Bey ve Rifat Bey o sıralarda Enderûn’da bulunuyordu. Keman çalmayı çok istediği halde santura başlatıldı. Meşkhânede eski eserleri öğrenirken genel mûsiki dersleri alıyor ve Batı Mûsikisi’ni öğreniyordu. Batı notasını da mükemmel bir şekilde öğrenmiş oldu. Eğitiminden sorumlu hocası muallim Şefik Bey’di. Santur hocasının kimler olduğu kesin olarak bilinmiyor. Enderûn’da o yıllarda Santur hocası olarak Hasib Bey ile Hilmi Bey bulunuyordu. Bu hocalardan birinden ya da ikisinden ders almış olabilir.

Saray hizmetinde uzun süre kalmadı. Buradan ayrıldıktan sonra Maliye Nezareti’ne memur olarak girdi. Memuriyetinin ilk yıllarında eşi Sabiha Hanım’la evlenmişti. Bu evlilikten Ali ve Münir adında iki oğlu oldu. Büyük oğlu Ali Bey 1.Dünya Savaşı’nda şehit olmuştur. Sonraları Soğanağa mahallesinden taşınarak Kazancılar’da oturdu.

Kısa sürede ünü İstanbul’un mûsiki çevrelerine yayılmış ve her mûsiki topluluğunda aranır olmuştu. Olağanüstü müzikalitede çaldığı sazı sâyesinde geniş bir çevre edindi. Bir yandan mevlevihânelere devam ederken, diğer yandan çağdaşı olan ünlü mûsikişinaslarla ilişki kuruyordu. Böylece o yılların büyük icrâcılarından Tophâneli Sabri Bey, Tanburi Aziz Mahmud Bey, Kanuni Hacı Ârif Bey, Eczacı Şaban Bey, Kemani Mehmed, Giriftzen Âsım Bey ve daha başkalarını tanıdı. Eniştesinin evinde bu sanatkârların katılması ile fasıllar yapılırdı.

1902 yılında Anadolu yakasına geçerek Göksu’da bir yalı satın aldı;buraya yerleşti. Edhem Bey’in de katılmasiyle tertiplenen Göksu “Boğaziçi Âlemleri” dillere destan olmuştu. Bu âlemlerde Edhem Bey’in müstesna bir yeri vardı. Hıdiv İbrahim Paşa’ın daveti üzerine Mısır’a gitmiştir. 14 Ekim 1911 yılında Göksu deresi taşarak yalısını sel bastı. Nota koleksiyonu, bazı değerli yazma eserler mahvoldu. Eserlerinin çoğunu sonradan notaya almıştır. Bu olaydan kısa bir süre sonra felç geçirerek 1913 yılında emekli oldu. Eşinin 1924 yılında ölümü üzerine büsbütün yalnız kaldı. Hastalığının ilk yıllarında şehzâdeler, şair Nigâr Hanım ve daha birçok ünlü kimseler ziyaretine gelirdi. Hattâ birgün şehzâdelerden biri ziyaretine gelmiş, kimseye haber vermeden Edhem Bey’i almış, sandalla biraz dolaştırdıktan sonra evine getirmişti. Bundan haberi olmayan komşularını telaşa düşürmüştü. Bütün bu ilgiler uzun süreli olmadı. Sağlıklı olduğu zamanlar çevresinden ayrılmayan bu iyi gün dostları Edham Bey’i çabuk unuttular. Yardım sever birkaç komşusunun ilgisi ile yaşadı. Nihayet soğuk bir Eylül günü, 14 Eylül 1926 tarihinde mangaldan yorganına sıçrayan bir kıvılcımın çıkardığı bir yandın sonucu ağır bir şekilde yandı. Komşularının yetişmesi ile kurtarıldıysa da aynı gün hayata gözlerini yumdu. Cenazesi ile pek ilgilenen olmadı. Durumu haber alan öğrencisi Santuri Ziya Bey’in topladığı beş altı kişi ile Göksu mezarlığında toprağa verildi.

Edhem Bey orta boylu, elâ gözlü, bıyıklı, iyi huylu, içkiye meraklı bir kimseydi. Gururuna düşkün, kolayca parlayıveren bir tabiatı vardı. Kendisini tanıyanların verdiği bilgilere göre yalnız yaşamayı severdi. Son derece güçlü bir hâfızası olduğundan bir eseri kolayca öğrenir ve asla unutmazdı. Aynı zamanda iyi santur yapardı.

Çok öğrenci yetiştirmiş olan bir sanatkârdır. 1871 yılında Tophâne’de Firuzağa’da bir meşkhâne açarak meraklı gençlere ders vermişi 1908’de açılan “Dârü’l-Mûsiki-i Osmâni”de de hocalık yapmıştır. Buradaki hocalığı hastalığına kadar devam etti. Osmanlı Sarayı’na, şehzâde Seyfeddin Efendi ile şehzâde Ziyaeddin Efendi ve Hidiv Halim Paşa’nın saray ve yalılarına, sanat sever kimselerin evlerine derslere giderdi. Derslerinde çok titiz olduğu, sultanları bile azarladığı söylenir.

Türk Mûsikisi’nde gelmiş, geçmiş santurilerin en güçlü olanlarındandı. O zamanlar plakçılık gelişmediği için kovanlara çalmışsa da günümüze icrâ örneği gelmemiştir. Bu saz onunla parlamış, onunla sönmüştür denilebilir. Sultan II.Abdülhamid zaman zaman huzuruna çağırtarak Edhem Efendi’yi dinlerdi.

Bestekâr olarak da oldukça verimlidir; dört yüze yakın eser bestelemiştir. Nota koleksiyonu ölümünden sonra H.Sadeddin Arel’e geçmiştir. Bunlardan 21 Peşrev, 26 Saz Semaisi, 1 Vals, 2 Polka, 4 Marş, 15 Longa ve Sirto, 38 Beste, 254 şarkısı biliniyor. Çehar Agazin ve Hicazkar-Bûselik makamları onun buluşudur. Santur’da Pirinç tel kullanırmış.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Cihar Âgâzin Peşrev

Cihar Âgâzin-Şem-i bezme yâr olup sûzan-ü giryan oldum

Dügâh Saz Semaisi

Dügâh-Seyredip dün gece ol meh perkeri

Hicazkâr-Ben perişânım perişân zülfünün

Hicazkâr Sirto

Hicazkâr Bûselik-Dil ki sahbây-ı leb-i cânâneye bigânedir

Hicazkâr Bûselik Peşrev

Hisarbûselik Longa

Hüzzam-Bak hâlime cânâ bana çeşmin neler etti

Hüzzam-Eski çeşmim hasretinle çağlıyor

Karcığar-Yine ey yosma şuhi serv bülendim

Nihavend-Bir nigâhla aklım aldın

Nihavend-Nâr-ı firkâtle derûnum hayf cânân dağladı

Rast Sirto

Sabâ-Kıyma bana merhamet et ey peri

Şehnaz Peşrev

Şevkefza Longa

Sultanisegâh-Bize bir meclis olsa sakiyâ mahfi kedersizce

Sultaniyegâh-Bu gülzârın yine bir nev-bahârı

Sultaniyegâh-Güller açmış bülbül olmuş bi-karar

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git