Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Batıyı Anlamak I

10.09.2017
2.181
Batıyı Anlamak I

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

“Siz çok yahşi Feransevi söyleşirsez.. Herhalde uşahlıktan örgendisez? Men zindeganlıgın (gençliğimin) en yahşi zemanları İstanbul’da geçirmişem..” Bu sözler, geçtiğimiz 27 Mart günü Fransa’nın Lille Üniversitesi müzik bölümünde verdiğim ud ve ses resitalinden sonra müzikseverlerin sorularını cevaplarken , benimle tanışmaya gelen, ud meraklısı Azeri makine mühendisi Murtazavi’nin, “Ne güzel Fransızca konuşuyorsunuz… Çocukken mi öğrendiniz?” anlamındaki iltifatıydı. Ummadığı bir zamanda, gurbet elde ırkdaşının başarısıyla karşılaşmak bir Türk’ün göğsünü kabartmaz da ne yapar?.. Lille, 22-29 Mart tarihleri arasında yaptığım Fransa konser turnesinin son durağıydı. Ondan önce, 25 Mart’ta, ud öğrencim Annie Pernot ve arkadaşlarının daveti üzerine Nancy şehrinde çaldım. Buradan önce de kuzeydoğu Fransa’nın Alman sınırına yakın Metz şehrinin Woippy kasabasında Masion pour tous (Herkesin evi) adlı kültür merkezince adıma düzenlenen konseri verdim. Resitallerimde mikrofon kullanmadığım, dolayısıyla küçük salonları tercih ettiğim bilindiğinden, Woippy’de de Belediye Kültür Merkezinde hazırlanan 70 kişilik salonda, 20’si ayakta 10’u en önde minderde oturmuş (sadece 5’i Türk) 100 kişiye çaldım ve okudum.

Woippy, Metz şehrinin banliyösünde 14 bin nüfuslu bir yerleşme bölgesi (bizim Datça’mız, Eceabat’ımız gibi).Maison pour tours ise, Claude Terenzio adlı sanatsever bir hanımın yönettiği, her yaşta istekliye yönelik resim, heykel, seramik, tiyatro ve müzik kurslarının verildiği bir kültür merkezi. Yılın her ayı, çeşitli ülkelerden gelen sanatçı ve grupların gösterileri dışında bilim adamlarının konferans ve tartışmalarıyla dolu bir programı var. Mayıs ayının konusu –mesela- “Müzikle Tedavide Doğunun Değerleri”. Buradaki konserim 24 Mart Cuma akşamıydı. O gün saat 15-17 arası, Fransa’nın ünlü müzik mağazaları ağı FNAC’ın Metz şubesinde, dünya müzikleri bölümündeki küçük bir salonda, Fransız Radyosu’nca 1986’da LP ve kaset olarak yayımlanmış olan, geçen yıl çıkan CD’nin tanıtma ve imza günü vardı. Meraklıların isteği üzerine ud hakkında bilgi verdim ve bir parça çaldım. Akşamki konsere hazırlanmak üzere otele döndüğümde, L’Est Republicain gazetesinde bir hanımın mülakat için fotoğrafçısıyla birlikte beni beklediğini gördüm. Doğu müzikleri konusunda oldukça bilgili olduğu sorularından anlaşılan bu hanımla 45 dakika görüştükten sonra, “Bu röportajı ne zaman yayınlayabilirsiniz?” diye sorduğumda “Yarın sabah okuyacaksınız” demesin mi? Doğrusu şaşırdım. Görüşme metin haline ne zaman gelecek, ne zaman daktilo edilip gazeteye verilecek, ne zaman dizilip düzeltilecek, resimler ne zaman banyo edilecek, sayfalar bağlanıp baskıya girilecekti? Daha da önemlisi; konuştuklarımızın ne kadarı girecek ve –basında çok defa karşılaştığım gibi- cümlelerim değiştirilecek miydi? Bütün bu soruların cevabı, ertesi sabah kahvaltıdan önce hemen alıp okuduğum gazetedeydi; büyük bir resimle birlikte, söylediklerimin hepsi girmişti.

Gezinin geri kalan kısmının hikayesine gelecek yazıda devam edeceğim. Ancak değerli okuyucularımın bu vesile ile bilmesini istediğim bir iki husus var. Batı ülkelerince milli kültür değerlerimize karşı gösterilen ilgi; kendi değerlerinden kopup Batının değerlerini benimsedikleri ölçüde kendilerini çağdaş sayan aydınlarımızın gözünde basit bir “egzotizm” (bilinmeyene karşı hayali ilgi) den başka bir şey değildir. Oysa Fransız, İtalyan, Alman, İskandinav saz yapıcıları müşterilerinin isteği üzerine son 15 yıldır ud, kanun, lavta, imal etmeğe başlamışlarsa, bu ülkelerin müzisyenleri tek veya gruplar halinde ülkemize bu sazların uzmanlarından özel dersler almaya geliyorlarsa, bu ilgiyi “egzotizm!” diye küçümseyerek geçiştirmeye çalışmak, aşağılık kompleksinden başka ne olabilir ki?… Batıya özenmek başka, onu anlamak başkadır. Aydınımızda beyin depremine yol açan Tanzimat şuursuzluğundan bu yana içine düştüğümüz acıklı durum, Batıya sadece özenip anlamaya çalışmamaktan kaynaklandı. Alınacakları değil, alınmayacakları aldık; şekle, görüşe, etikete ait taklidi kolay ne varsa!… (22 Nisan 1995)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.