Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Hüner (-li Şarkılar)

10.09.2017
2.106
Hüner (-li Şarkılar)

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Şarkılarımızın güftelerinde, diğerlerine oranla daha sıkça kullanılmış kelimeler vardır: aşk, gönül,dert-derman, gül-bülbül,hasret-visal,cana,mey,saki,deniz,mehtab, gibi… Bunların yanı sıra “hüner” kelimesi de bestekarlarımızın severek kullandığı sözlerden biridir. Eskiden “becermek” fiilini bir tür “üstesinden gelmek” veya “kız bozmak” gibi iki değişik anlamda kullanırdık. Bu fiilden yapılmış ‘eline-ayağına çabuk, marifetli’ anlamında ‘becerikli’ diye bir sıfatımız da vardır. Ama sırf Farsça “hüner” kelimesini dilden atabilmek için, Marksist Türkçeciler bu fiilden ‘beceri’ diye bir isim uydurdular. Niye ‘atılım’ gibi ‘becerim’ veya ‘yaşantı’ gibi ‘becerti’ değil diye sormayın. Onu kimse bilmez (‘O işe rifailer karışır’ diye bir söz vardır ya, işte öyle; Bektaşiye atfedilen ‘Ben kıldım oldu’ hikayesi gibi). Oysa ‘hüner’in becerme ile filan ilgisi yoktur, çünkü ‘becermek’ maddi marifetlere, ‘hüner’ ise manevi üstünlüklere verilen isimdir. Nitekim bizim, Arabın ‘sanat’ını Acemin ‘kar’ ıyla birleştirerek yaptığımız ‘sanatkar’a , Araplar ‘fennan’ (=fen sahibi), Acemler ‘hunermend’ (=hüner sahibi) derler. ‘İşte becerici’ lerin adı ise ne sanatkardır, ne fenan, ne hünermand!

Hüner’in dilimizde olduğu gibi, şarkılarımızdaki kullanılış şekli de açıklamaya çalıştığım mana ile uygunluk içindedir. İşte birkaç misal:

Bağ-ı hüner-i musikide bu dil-i Şeyda
(Hafız Şeyda, Hicaz Ağırsemai, ‘Serdağ-ı gönül…’)

Mihneti kendine zevk etmedir alemde hüner
(Hacı Arif, Mahur Şarkı, ‘Zahir-i hale bakıp…’)

Her dem geçer amma, ana sabretmek hünerdir
(aynı bestekar, Nihavend Ş.,’Mahzun ise dil..’)

Udun mu hüner yoksa o cananın elinde
(Kanuni H.Arif Bey, Karcığar Ş.,’Bir yareli kuş’)

Ehl-i dil bezminde sevmekten sevilmektir hüner
(Tatyos Ef., Suzinak Ş., ‘Suzinak-ı fasl-ı aşkı..’)

Seviyorum demek hüner değildir
(İsmet Nedim, M.Kürdi Ş., ‘Aşkımla oynama’)

Güftelerinde ‘hüner’ kelimesinin ‘becerme’den tamamen ilgisiz olarak kullanıldığı apaçık olan bu şarkıların besteleri de hünerlidir. Farklı kavramlar için farklı kelimelerin bulunduğu dillerin zenginliği, sözlük yükünden ibaret değildir; çeşitli türde sanatlara da yansır, onları da zenginleştirir. Recaizade Ekrem’in ‘Araba Sevdası’ adlı romanını düşünün. ‘Sevda’ Arapça diye at, yerine ‘sevi’yi koy! Aman ne güzel olur! ‘Sevda’nın ‘aşk’tan da, ‘muhabbet’ten de, ‘meclubiyyet’ten de, ‘sevmek’ten de çok farklı bir manası vardır. ‘Batılılaşma sevdası’ derken, ‘sevda’nın yerine koyacağımız hiçbir kelime, fikrinizi onu kadar başarıyla anlatamaz. Anadolu, sonucu belli olmayan bir tutkuyla bir kıza bağlanan oğlandan ‘sevdalanmış’ diye söz eder. Hüner de böyledir. Eğrisi doğrusuna denk getirilip iyi-kötü ‘becerilmiş’ sanat çalışmaları vardır ve hep olacaktır. Ama esas hüner, kuralları bir türlü kesin olarak belirlenemeyen ‘kalıcı sanat eseri’ ortaya koymadaki marifettir ki, her isteyenin –‘mali becerilerini’ de kullansa- kolaylıkla ‘becerebileceği’ bir iş değildir. Eslafın, sanat tarihimizin yüz akı olan ‘hüner’li eserlerini tanımaya, anlamaya, önce taklit etmeye ve sonra yeniliklerle bezenmiş daha da hünerlerini yapmaya başlayacağımız günlerin özlemiyle, gerçek hüner sahiplerine rahmet, hürmet ve meveddet… Sizlere de genç musikiciler, ‘seviyesiz gündelik’ ten kaçmanız ve ‘kalıcılıktaki gerçek hüner’i aramanız dileğiyle sevgiler…(20 Şubat 1999)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.