Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Telefon

10.09.2017
2.200
Telefon

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Yüz yıla yakın süredir günlük hayatımızın ekmek-su gibi zaruri ihtiyaçlarından biri, telefon. Ama bizim, onu icad edenlerden öğrenemediğimiz, bu cihazın nasıl kullanılacağı. Bir yere telefon etmek isteyip de, “İyi günler (veya akşamlar) efendim, ben –mesela- Ahmet Saygılı; Orhan beyle görüşmek istiyordum mümkünse” demeyi henüz öğrenebilmiş değiliz. Açar açmaz ilk söz olarak “Orası neresi?” diylenere, hemen “Tımarhane!” (veya “hane” ile biten başka bir kelime), “Kimsiniz?” diyenlere de hemen “Ben Başkan Clinton” deyip kapattığım çok olmuştur. Son yıllarda yerleşen bir yanlış da, avamın dilinden okumuşlara geçen “telefon açmak” lafı. Doğru Türkçenin “telefon etmek” fiili neredeyse kalkmış görünüyor; hemen herkesin dilinde, bir “telefon açmak”tır gidiyor. Özellikle de, düşünme (muhakeme) dışında her şeyi öğrettiğimiz gençlerimizin dilinde.

“Telefon etme” yi uzun bulanların son icadı “Alola beni!, Yarın bana bi alo de!” örneklerinde görülen “alolamak” fiilini, uydurmatik çağdaş dil anlayışımızın tipik bir ürünü olarak görüyor ve gülüp geçiyorum. Nitekim, yine bir Batı icadı olan faxı kullanırken hergün bununla yaşamak durumunda olan Araplar da fakase-yafakusu fiil kökünden tefakkus (fax çekme), mufakase (faxlaşma), mufakkas (fax çeken), mütefakkıs (faxlanmış) vb. Anglo-Arabic uydurmatikler icad edebilirler (belki de etmişlerdir bile).. Yüzyılın ilk çeyreğinde İngilizce film’i Arap kuralına göre eflam diye çoğullaştırıp “Mısır filmleri” anlamında Eflam el-mısriyye dememişler miydi? Ancak, hasta muayene eden doktorun hemşiresi, o doktorla telefonla görüşmek istediğinizde siz “Şu anda hastası var, sonra arayın” der de, arayan kişi doktorun eşi, çocuğu veya bir doktor arkadaşı olunca hemen bağlar, doktor da telefonu alıp 10-15 dakika süreyle muhabbet veya bir başka hasta hakkında telefon konsültasyonu yaparsa siz orada çıplak vaziyette beklerken, bu “alola beni”den çok daha önemli bir kusur olur ve telefonun nasıl kullanılması gerektiğini henüz öğrenemediğimizi (maalesef okumuşlarımız tarafından bile) yüzümüze haykırır. Telefon, Batının icad edip, telgraf, televizyon, otomobil, helikopter, fax vd. yüzlercesi gibi, adını Yunanca ve Latinceden aldığı bir araç. Mucidi A.G.Bell, Amerikalı. Konuştuğu dil olan İngilizce ise ne Yunancanın devamı, ne de “neoletin dilleri” adı verilen İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce ve Romence gibi, Latincenin. “Tele” eski Yunancada “uzaktan” anlamında bir önek; “phone” ise “ses” demek. İkisinin yerine de İngiliz dilinde kelime var. Ama Batılı, ne icad ederse etsin, adını koyarken, hemen her zaman, kültürünün ana kaynakları kabul ettiği Yunancaya ve / veya Latinceye başvurur. Doğrusu “telegraf” olan telgraf gibi, telefon’un da her iki parçası Yunanca; televizyon’la otomobil’in ise ilk kısımları Yunanca, ikinci kısımları Latincedir. Ve İngilizcenin affınıza sığınarak tekrar ediyorum, kök olarak ne Latinceyle ilgisi vardır, ne Yunancayla. Bu dil kuralının amacı, mensubu olunan kültür dairesinin değişik milletlerince kolay anlaşılıp çabuk benimsenmektedir. Milliyetlerini hiç kale almadan, Kant’ın, Spinoza’nın Descartess’in, Kantemiroğlu’nun eserlerini Latince, Farabi ile Buruni’nin –Türk oldukları halde- Arapça, Mevlana’nın Farsça yazmış olmalarının sebebi budur. Sadece biziz, tarihinin imanının ve bütün kültürünün ayrılmaz parçaları olan Arapça ile Farsçadan gelen kelimeleri atıp, dilini, çiçeği-yaprağı-meyvesi dökülmüş, çıplak-kuru kış ağacına çevirmeye çalışan! Sadece biziz, tarihte hiçbir milletin hiçbir zaman konuşmadığı (konuşulamayacak) bir Esperanto dili uydurup, “koşul, olanak, tümce, neden, olasılık, dize, sözcük, saptamak” gibi ne kökü, ne de müziği olan saçmalıklarla çocukların, gençlerin ve bütün bir milletin dilini soysuzlaştırmaya çalışan! Bu ihaneti de “sadeleştirme” adına yapan! Bir taraftan ırkçılığa-kafatasçılığa karşı savaş verip öbür yandan “ bu sebeple” yi “bu nedenle” ye çevirmeyi arı Türkçecilik zanneden iki yüzlüler! Söyleyin bana Arapçadan gelme “nokta” ile “Fransızcadan gelme “virgül” ün Türkçesini de elinizi öpeyim! İş uydurmaya kalırsa, ben size öyle bir güzel uydururum ki bayılır, hemen kullanmaya başlarsınız (Milli Eğitime baskı yapıp okul kitaplarında da hemen koydurursunuz). İşte sizin mantığınız “virgül”ün Türkçesi: “ayıraç”. Noktalı virgül mü? “Bitirteçli ayırtaç”! Ve bu iş, küçük ve büyük bebeklerin başından kalkamadığı Atari gibi öyle zevkli bir oyundur ki, önünü alamazsınız. Ama.. Bu mudur acaba “sade dil” den murad? At atabildiğin kadar, uydur uydurabildiğin kadar! Doğru-yanlış demeden kullan medyayı, gir okul kitaplarına, topluma zorla benimset! Öyle mi?

Bu yazının amacı; telefonun bizdeki ve Batı ülkelerindeki kullanılış tarzı, oralarda ne kadar çok işi görüp insanlara ne kadar çok zaman kazandırdığı, bizde de, özellikle bayram, yılbaşı vs. günlerinde gün boyunca devam eden “Sayın abonemiz, bu bir bant kaydıdır, aradığınız istikamete doğru bütün hatlarımız şu anda doludur, lütfen daha sonra tekrar arayın’lı anonslarla veya yeterli bilgi verilmeden yüzünüze kapatılan bir sinir bozma aleti olduğu.. gibi konular üzerinde biraz dertleşmekti. Dil rüzgarı bizi başka yerlere götürdü. Belki de dil; telefon, televizyon, fax, araba, trafik, enflasyon ve koalisyon dahil, bütün önemli konularımızın en hayatisi olduğu için (bize göre), istemeden böyle olmuştur. Ne dersiniz?.. (29 Haziran 1996)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.