Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Batıyı Anlamak V

10.09.2017
1.340
Batıyı Anlamak V

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Bizim kayınpederler Kanada’nın Toronto şehrinde otururlar; şehir merkezine bir saat uzaklıkta Scarborough semtinde 23 katlı bir apartmanın 12.katında. ABD’ye her gidişimizde, kızlarıyla hasret gidersinler diye şöyle bir uğrarız. Binanın arka cephesindeki daireleri, adı Terry Fox Park olan bir spor alanına bakıyor. Bu alanın içinde, biri 6 şeritli koşu pistli olmak üzere hepsi nizami ölçülerde 7 adet futbol sahası, 3 basket çalışma yeri, kapalı spor tesisi ve çocuk oyun alanları var. Yaklaşık 2.5 km karelik alanın çevresinde ne duvar, ne çit, ne dikenli tel var –ne de kapı tabii- tamamı çim olan alanı caddeden ayıran sadece yaya yolu. Spor alanları çevresinde seyirci tribünü de yok. Buraya her geldiğimde –karla kaplı kış ayları dışında- gördüğüm şu: sabahın 5.30-6’sından itibaren zenci-beyaz, genç-ihtiyar, bastonlu-bisikletli her türden insan koşu pistinde yürüyor veya koşuyor. Son boyun ameliyatımda ayağımdan 20 cm.lik sinir parçası kesilip omzuma dikilmiş, doktor da aksak yürüyüşümün düzelmesi için bol yürüyüş tavsiye etmiş olduğu için, her sabah erken saatte ben de bu pistte yürüdüm. Bir sabah, pistin kenarındaki çimde bir kalabalık gördüm: yaşları 60-80 arası karşılıklı dizilmiş 40 kadar Çinli, içlerinden birinin verdiği komutla beden hareketleri yapıyorlardı (Japonlar Amerikan sanayiine ortak olma savaşı veredursunlar, Çinliler de nüfuslarının yarısını Yeni Dünya’ya yerleştirme yolunda görünüyorlar). Yine bir gün pencereden bakarken, iki kız takımının futbol maçı yapmak üzere sahaya çıktığını gördüm. Evet, liseli kız öğrencilerden oluşan iki futbol takımı. Ülkemizde görmeğe pek alışık olmadığımız için, yazmakta olduğum mektuba ara verip hayretle seyretmeğe başladım. Saha kenarında seyre gelen okul arkadaşlarından oluşan az sayıda seyirci önünde, önce ısınma hareketleri yaptılar, sonra hakemin düdüğüyle (milli marş filan söylenmeden) oyun başladı. Son derece akıllı kısa paslar ve şaşırtıcı çalımlarla, hiç sertliğe kaçmadan oynuyorlar.Maç boyunca çalan faul düdüğü ya 6, ya 7. Ama tabii kız oldukları için şutları biraz zayıf: kaleci degajlarıyla kale vuruşları kendi yarı sahalarının ortasına kadar ancak geliyor. Bazen 3-5 oyuncu birbirine giriyor, ama ne yere düşen var, ne sakatlanıp çıkan (penaltı veren hakemin üstüne yürüyüp diklenen de yok). Kız yan hakemlerin tacı, ofsaytı, korneri kullanacak tarafı göstermeleri doğrusu görülecek şey.

Kırmızı şortlularla mavi şortluların maçı bitince, hemen arkasından sarı ve yeşil şortlu diğer iki kız takımının maçı yapıldı. Takımlardan herhangibirini tutmam söz konusu olmadığı için, hangi taraftan olursa olsun, ustaca bir kafa pası veya bir röveşata görünce “Aferin kız!” diye camın arkasından tezahüratla yetiniyordum. Ama her iki maç da golsüz bitince nasıl sevindim bilemezsiniz, benzer bir tarafımızı nihayet yakaladım diye.. Onlar da bizim gibi arada bir gol pozisyonuna giriyor, ama –futbolu sanki Türkiye’de öğrenmişler gibi- ya çalım yüzünden kaptırıyor, ya uzaktan dışarıya, ya da kalecinin kucağına nişanlıyorlardı. Ancak onların kız, bizimkilerin erkek, onların okul otobüsüyle gelmiş, maçtan sonra kale ağlarını kendileri söküp toplayan lise öğrencisi, bizimkilerinse milyarlarla oynayan profesyoneller olduğunu düşününce, yine daldım derin derin dertlere.

1967-73 yılları arasında İmar ve İskan Bakanlığında şehirci-mimar olarak çalıştığım sırada, nüfusu 5 binden yukarı belediyelerin imar planı yaptırma zorunluluğu vardı. İller Bankasının açtığı yarışmayı kazanan planlar haftalarca belediyede asılı kalır, sonra belediye meclisinin onayından geçer. Geçti mi , tamam. Hemen arkasından Bakanlığa imar planı değişikliği teklifleri yağmağa başlar. Hepsinin amacı birdir; plandaki yeşil alanları iskana çevirmek (yani daire yapıp para kazanmak-çocuklar nerde oynarsa oynasın). Önde milletvekili, arkada belediye meclis üyesi, ellerinde meclis kararı, dayanırlar kapımıza. Ve tabii, koparırlar isteklerini. Hangi plan ,hangi imar, ne yeşil alanı beyim?.. Bir Türkün Batılı olması, bizim için, tavuskuşunun devekuşuna dönüşmesi kadar gülünç bir metaformozdur. Ama ille de bu olmazı denemek istiyorsak, blucin giymekle Batılı olunmaz. Nerdesin, yetiş imdada ey akıl! (17 Haziran 1995)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.