Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Beslenme Üzerine I

10.09.2017
1.014
Beslenme Üzerine I

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Ne zaman ABD’ye gelsem, beslenme konusunda ülkemle ilgili yaralarım depreşir (insan kavanozun içindeyken, ona dışarıdan bakamıyor). Kısmen Takdir gereği, ama büyük ölçüde yanlış beslenme (yani milletçe doğru beslenme konusunda hiçbir eğitim almadan yetişmiş olma) sonucu hastalandıktan sonra, bu konuda öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak ihtiyacını duyarım. Biliyorum, ben de bir sağlık uzmanı değilim, bu köşenin adı da “Biraz da Sağlık” değil, “Biraz da Müzik”. Tamam. Ama bir an durup, ülkemizde sağlığı bozuk ne kadar çok insan olduğunu (hastanelerimizdeki yürekler acısı durumun, yanlış eğitilmiş sağlık personeli kadar yıldırıcı hasta çokluğundan da) düşünür, koca cihan padişahı Kanuni’nin dahi sağlığa verdiği payeyi hatırlarsak, konunun hepimiz için müzikten çok daha büyük bir önceliği olduğunu hemen fark ederiz. Ne demişti koca Kanuni: “Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Yani: “İnsanlar bir toplumda en itibarlı değerin devlet olduğunu düşünürler; aslında gerçek devlet (ikbal ve mutluluk) sağlıkla soluk alabilmektir.” Peki, nedir bu koca cihan padişahının her türlü dünyevi kudretin üstünde gördüğü “bir nefes sıhhat” ve nedir bunu sağlamanın yolu? Bu sorunun cevabını, ancak hastalandıktan sonra (ve maalesef yurtdışında) beslenme konusunda öğrendiklerimle vermeğe çalışacağım. Zira, kimsenin kolay kolay itiraz edebileceğini sanmam ki,kendine-ailesine-ülkesine-insanlığa yasak savar gibi ekşi yüzle değil, kızarak-öfkelenerek-azarlayarak değil, yaşama sevinci içinde güler yüzle davranıp hizmet edebilmek için, başımızın ağrıdan çatlamaması, rahat ve yeteri kadar uyumuş olmamız, mide-mafsal-böbrek ağrılarımızın, kabızlığımızın, damar sertliğimizin, yüksek tansiyon, şeker ve kolestrolümüzün olmaması lazımdır. Kısaca fikren ve bedenen sağlıklı olmak. Toplum eğitiminin ikinci amacı olan düşünce sistemimizdeki sağlığı şimdilik yan tarafa koyalım ve birinci amaca, beden sağlığına geçelim.

Böbrek nakil ameliyatı olmak üzere ABD’ye gönderildiğimin (1989) hemen ilk ayı içinde tanıştığım (ve iki yıl boyunca yanından ayrılmadığım), o zaman 101, şimdi 110 yaşındaki Kamboçyalı Budist rahip BHANTE DHARMAWARA’nın, meditasyon (tefekkür) seanslarına başlamadan önce yaptığı sohbetlerin ağırlığı sağlık ve beslenme üzerine idi. Sıkça tekrarladığı cümle de şuydu: “Hastalıklarımızın %90’ı midevi menşe’lidir ve ağzımızdan içeri neyin, ne miktarda girmesi gerektiğini bilememekten kaynaklanır”. Ve şöyle devam ederdi: “Cenab-ı Allah bize normal olarak 200 ila 250 yıl yaşayabilecek sağlamlıkta bir vücut verir, 40-50 yıl rahatça kullanılabilecek 0 km. de yapyeni bir araba gibi. Ama biz, ucuz benzin koymak, düzenli bakım yapmamak, bozuk yollara sürmek ve büyük-küçük kazalar yapmak suretiyle, bu arabayı 60-70 yaşlarımız arasında çöpe atarız. Eğer, tabii gıda ve usullerle beslenme konusunda 70 yaşımdan sonra öğrenip de aksatmadan uyguladığım şeyleri gençken öğrenme imkanım olsaydı, eminim ki 200 yaşına kadar şu andaki sağlığımla yaşardım”. Bu sözleri söyleyen 101 yaşındaki insanın, baston ve kulaklık gibi şeyler kullanmadığını, kolay kolay üşüyüp hastalanmadığını ve hakimliği bırakıp rahipliğe soyunduğu 36 yaşından itibaren, ellerindeki Allah vergisi iyileştirici güç sayesinde ömrünü –para asla söz konusu olmadan- hasta tedavisine adadığını, 101 yaşında dahi dünyanın dört bir yanını davet üzerine dolaştığını.. ve sadece çorba, salata, sebze-meyve suyu ve fıstık-üzümle beslendiğini, her gün yarım saat çıplak ayakla çimen üstünde yürüdüğünü söylersem, herhalde söylediklerinin pek fazla yabana atılır şeyler olmadığını kabul etmemiz gerekir.

Bazı okumuşlarımızın ağzında “yetersiz beslenme” diye bir söz dolaşır konu açıldığında, “Bibersiz” vezninde bir dilbilgisi cinayeti olan “yetersiz”, kifayetsiz, yani eksik, az demektir.Yani ne kadar “çok” yersek, o kadar “yeterli” beslenmiş olacağız! Tabirde esasen, çok alışveriş yapma imkanına sahip olandan olmayana doğru, hafif merhametle karışık bir küçümseme duygusu da gizlidir. Oysa beslenmenin önemi miktarında değil, niteliğinde, yani doğru şeyler yenilip içilmesindedir. Ama yanlışlarımızla yüzleşmekten o kadar kaçarız ki, “doğru beslenme-yanlış beslenme” deyimlerini benimseyemeyiz. Doğru beslenme konusunda gerek Bhante’den, gerekse diğer beslenme uzmanlarından bir hayli şey öğrendim. Bunları gelecek yazılarda sizlere aktaracağım. Unutmayınız ki, ben sadece böbrek nakilli değil, aynı zamanda kanserliyim. Ülkemizde kanser hastaları maalesef pek çok, bunun da beslenme ile –doktorların hiç bahsetmediği- çok büyük ilgisi var. (16 Mayıs 1998)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.