Nota’nın Tarihçesi

NOTA’NIN TARİHÇESİ

İnsanda sesi yazma düşüncesi çok eski çağlarda başlamıştır. İlk denenen yol, sözler hangi tür yazı ile yazılıyorsa, harflerin üzerine bazı işaretleri koymak şekiinde olmuştur. Bu işaretlere sümer tabletleri ile antik Yunan yazıtlarının bazılarında rastlanır. Önce gelişen dini musiki olduğu için, bugüne kalanların tümü dini musiki ile ilgilidir.  Türk Mûsikisi’nde ilk nota çalışmaları İslamiyet’in kabul edilişinden sonra görülmeye başlar. Arap harflerinin “Ebced” kalıplarına göre verilen rakamlarla sesler değerlendirilmiş ve perdeler bu  tekrarı tatmin etmediği, Batı notasının ülkemize girişi çok  geciktiği için , türlü denemelere rağmen pek çok eser unutulup gitmiştir. Ülkemizde notaya karşı merek ve istek XVIII.yüzyılda bir hayli artmış gibidir. Bu konudaki çalışmalar dikkat çekecek kadar artmıştır. Türk Mûsikisi’nde XIII. Yüzyıldan itibaren kullanılan “Ebced Notası”, XV.yüzyıldan sonra hemen hemen hiç kullanılmamıştır.

Ayasofya Kitaplığı’nda 3596 numarada kayıtlı bulunan “Tansukknâme-i İlhan Der Fünûn-u Ulûmi Hatâi” adındaki kitapta eski Türkler’de nota çalışmalarına dair bilgiler vardır. Bilindiği gibi Kuzey Çin’de yaşayan Türklere Hatay ya da Hıta, Hıtay denir. Kitapta seslerin bazı işaretlerle saptama yoluna gidildiği, böylece musiki eserlerinin yanlışsız olarak okunduğu belirtiliyor. Adı geçen eser Türkçe’ye çevrilmiş ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Tarihi Enstitüsü’nde bastırılmıştır.

Ülkemizde musiki alanında gelişmelerin bir ölçüde sınırlı kalışı, bazı musikişinaslarca hissedilmemiş değildir. Meselâ kendisi de musikişinas olan Sultan I.Ahmed, GUIDO D’AREZZO notasını ülkeye sokmak istemiş, fakat hem Batı notasının o zamanki şeklinin çok karışık olması, hem de Arap harflerinin sağdan sola doğru yazılması ortaya büyük bir engel çıkarmıştır. Nitekim ünlü bestekâr Kantemiroğlu, bu işle görevlendirildiği halde başaramamıştır. Daha yakın zamanlarda J.B. REBOURS “traité de Psaltique” adındaki eserinde (1906), yayınladığı Doğu Mûsikisi ile ilgili parçaları, Arap harflerin gibi sağdan sola doğru notaya almış, bu hareketi Rauf Yekta Bey yerinde bulmuştu.

Görülüyor ki bu notaların, eserlerin bütün özelliklerini gösterememesi, ezbere çalma ve okuma geleneği, musiki öğreniminin meşk yolu ile yapılarak tavır, uslûb ve musiki eserlerinin ancak bu şekilde kulaktan kulağa aktarılmasının gelenek haline gelmesi, bu notalara bakarak çalıp söylemenin çok zor olması gibi nedenlerle fazlaca itibar edilmemiştir. Hamparsum Notası’nın benimsenmesinin sebebi, yine bu noktadan yani kolay okunup yazılmasından ve az yer tutmasından kaynaklanır.

 Bugüne kadar kullanılmış başlıca nota türleri şunlardır:

KİNDİ NOTASI

Yakup el-Kindi (801-865 ya da 873) yılları arasında yaşamış olan bir islâm filozofudur. Felsefe, Tıp, Matematik, Astronomi, Politika gibi ilim dallarında onyedi eser yazmıştır. Eski musiki nazariyelerini ilk kez inceleyerek faydalanan kimsedir. Mûsiki hakkında yazmış olduğu yedi Risâle’nin dört tanesi biliniyor; üç tanesi ise kayıptır. Yetiştirmiş olduğu iki öğrencisi bu çalışmaları genişletmiştir.

Kindi, Abbasi halifesi Mutasım’ın Bağdat’ta açtırdığı musiki okulunda yetişmiş, bu okul Kindi’den sonra ilerlemiştir. Eski musiki ustalarının deneylerinden yararlanmış, bunları basite indirgemiş, Aristoksenes, Öklides, Batlamyus ve Nikomahus’un eserlerini Arapça’ya çevirmiş, Farabi’den önce Ud hakkında bilgi vermiştir. Mûsiki basamaklarını oniki ezgiye ayırmış, her ezgiyi “Ebced” harflerinden biri ile işaretlemiştir. Bu aralıklar “Tanini, Yarı Tanini” ya da daha fazladır; doğal seslerle arasında pek az fark vardır. Kindi, bir Sekizli’yi e(1)’den e(8)’e kadar olan harfleri vermiş, buna “Tabaka” (Oktav) adını vermiştir. Ayrıca sekiz tür usulden de söz eder. Bulduğu bu sistem harflere dayalı en eşli nota şeklidir

EBCED NOTASI

Arap dilindeki “Ebced Kalıbı” denen bir sistemden hareket edilerek, harflere numaralar verilmiş ve perdeler (musikideki ses aralıkları” buna göre değerlendirilmiştir.

Bu notayı ilk kez geliştirerek değerlendiren Safiyûddin Urmevi olmuştur. “Şerefiyye” adındaki kitabında bu nota ile almış olduğu Remel usulünde ve Nevruz makamındaki Beste’si kayıtlıdır. Kutbettin Şirazi’nin Dürretü’t-Tac’ı da böyledir.

NÂYİ OSMAN DEDE NOTASI

Galata Mevlevihânesi şeyhlerinden ünlü neyzen, mutasavvıf ve bestekâr Osman Dede de bir tür “Ebced Notası” geliştirmiştir.Bu notanın esası seslerin baş harfleri alınarak Arap alfabesine göre numaralandırılmasıdır. Konu ile ilgili olarak yazdığı eserler, diğer bazı eserleri gibi kaybolmuştur. O zamanlar bu notanın bulunuşu ve eserlerin yazılışı, musikişinaslar arasında hayranlık uyandırmış ve bu durum şu cümlelerle belirtilmiş “….Cümle-i maariften mâda musiki fenninde akıllara hayret verici bir marifete ulaşmıştı ki, bir Kâr veya Nakş-ı bir kerre dinlemekle kendi için bir zimmete çıkarmak mümkin idi. Bineanaleyh kelime ve harf yazar gibi nağme ve ses yazardı. Tiz ve pest nağmeleri ve bunların uzunluk ve kısalıklarını yazıp bir veçhiyle zaptederd ki, yazmış olduğu kağıdı önüne koyup ol Kâr-ı, ol Beste’nin nağmelerini ziyadesiz ve eksiksiz okurdu. Bu  iş musiki bilenlere açıktır ki, çok zor bir iştir. Ve bunun  gibi (yâni Osman Dede gibi) kemal erbabından bir kâmil bulunması gayet nadirdir….”

 ABDÜLBÂKİ NASIR DEDE NOTASI

Bir notaya duyulan ihtiyaç, Sultan III.Selim döneminde en hissedilir noktaya ulaşmıştı. O dönem musikişinasları bu eksikliği gördüklerinden Nayi Osman Dede’nin torunu olan Abdülbâki Nasır Dede de,  dedesinin buluşunu temel alarak bir nota yazısı denemiş ve “Tahrir-i Fi’l-Mûsiki” adında bir eser yazarak 1794 yılında, Sultan III.Selim’e sunmuştur. Bu kitapta Padişah’ın Sûzidilâra makamındaki Âyini, aynı makamdaki Peşrev ve Saz Semaisi ile Musahib Seyyit Ahmed Ağa’nın bir eserinin notası bulunmaktadır.Bu nota öbür notalara göre daha gelişmiş bir nota şeklidir; ilk kez “Sus” işaretlerine rastlanır. En büyük eksikliği, musikimizin tonal sisteminin gizli tutulması nedeni ile, bir sekizli’nin on sekize bölünmesidir. Ayrıca ses grupları için bir takım kurallar konmuştur.

KANTEMİROĞLU NOTASI

Kantemiroğlu, Batın notasının o zamanki şekline göre Türk Mûsikisine uygulama imkânı olmadığından, bulduğu bir nota sistemi ile kendisinden önce yaşamış ve çağdaşı olan bazı bestekârların pek çok saz eserini bu notaya almıştır. Bu nota musikimizde kullanılan aralık (perde) isimlerinin baş harfleri alınarak ve birbirine benzeyen seslerin harflerinde değişiklik yapılarak düzenlenmiştir. Buna bir tür “Ebced Notası” denebilir. Ölçü çizgisi ile “Sus” işaretine  rastlanmaz.

HAMPARSUM NOTASI

Ermeni kilisesinde ilâhici olan Hamparsum, Türk Mûsikisi’nde bulduğu nota sistemi açısından önemli bir simadır. O dönemin musikişinasları ile ilişki kurarak Saray’da görevli bestekârların, özellikle Hamami-zâde İsmail Dede’nin aracılığı sonucu Sultan III.Selim’in çevresine girebilen bu kişi, Padişah’ın isteği üzerine kendi adını taşıyan notayı bulmuştur.

Esası “Neuma” notasına benzer ve yedi tür işareti vardır. Bunların altına ve üstüne konan ufak tefek işaretlerle yapılan değişiklikler aracılığı ile ara sesler ve bir sekizli tiz taraftaki perdeler gösterilmiştir. Bir sekizli on dört parçaya bölündüğünden Hisar, dik Hisar, dik Acem Aşiran, dik Gerdaniye, Zirgüle, dik Zirgüle , dik Kürdi, dik Bûselik, Hicaz, dik Hicaz perdeleri yoktur. Bu nedenle takribi olduğundan, Türk Mûsikisi eserlerinin doğru olarak yazılmasına  yetmemiştir.

Basit ve birleşik usuller özel işaretlerle gruplara ayrılarak yazılmıştır. Büyük usullerin yazılmasında yine özel kurallar vardır. İşaretli ve işaretsiz (Dilli ve Dilsiz) olarak ikiye ayrılan bu notanın kolayca okunması için eserin usulü ve makamı belirtilmelidir. Okuyanın iyi makam bilgisinin olması gerekir.

 BATI NOTASI

Batı notasının ilk işaretlerine eski Yunan ve Roma uygarlıklarının izlerinde rastlanır. O zamanlar sesleri, bugün bile kesin olarak okunamayan bir usulle, yazı harfleri ile işaretliyorlardı. Bizansı’ın musiki yazısı aksanlarla pek karışık bir şekilde ifade ediliyordu ki, bu sistem Batı notasının temeli olmuştur.

Kiliselerde okunan din kitaplarının (Neumen’lerin) sesli okunması gereken yerlerine işaretler konuyordu. Melodik seslerin yükseltilmesi iki eğri çizgi ile belirtiliyordu ve bunların adı “Acutus, Gravis, Secondicus” idi. Böylece başlayan notalama denemeleri bir çok aşamalardan geçti. Bu denemeler VIII. Ve IX. Yüzyıllardan itibaren görülmeğe başlar. Daha sonra bu işaretler tek bir çizgi üzerinde değil, tiz ve pest perdeler için paralel çizgiler üzerinde gösterildi.

Bu çalışmaların en önemlisi GUİDO D’AREZZO’nun bulduğu renkli paralel çizgilerdir. Renklerinin sarı ya da kırmızı oluşu, anahtar görevini yapıyor, notalar çizgi arasına yazılıyordu. Çok karışık şekilli olan bu sistemin yerine JERMEN ve ROMA usulü “Neumen” yazısı kullanıldı. Bundan sonra XII. Yüzyılda dört köşe “Nota Quardata” en gelişmiş şeklini aldı ki, bunlar bugünkü notalara benziyordu. XIV. Yüzyılda ARS NOVA (Yeni Sanat)  devri bunları çoğalttı ve çeşitlendirdi. XVI. Yüzyılda iyice sadeleştirilmişse de, porte çizgisinin sayısı kesinleşmemişti. Çizgi sayısının bu yıllarda sekize çıktığı görülmüştür. Bugünkü Batı Notası 1730 yıllarından itibaren son şeklini almaya başlamıştır.

Batı notasını ülkemizde ilk kez LEH asıllı Ali Ufki Bey (Alberto Babovio) kullanmıştır; “Mecmua-i Saz ü Söz” adındaki eserini bu notayı kullanarak yazmıştır. Aynı sanatkârın “Serai Enderûn” adındaki eserinde, Türk Mûsikisinin nota ile bestelenerek icra edildiğine dair kayıt vardır (Bu eser British Museum’da 1972 yılında Prof.Dr. Aslan Terzioğlu tarafından bulunmuştur). Abdülbaki Dede’nin bu nota ile yazılmış eseri British Museum’da bulunuyor. Kantemiroğlu’nun uğraşmaları da sonuç vermeyince, Batı Notasının ülkemize girişi Sultan II.Mahmut zamanına kalmıştır. Ali Ufki Bey’in kullandığı nota, Batı Notasının özel bir şekli olduğu için özelliğinden söz etmedik. Batı notası Abdülmecid döneminde iyice yerleşmişse de, eski musikişinaslar Hamparsum notasını daha uzun yıllar kullanmış pek çok önemli koleksiyon bu nota ile hazırlanmıştır.

 

 

Batı notasının musikimizde uygulanışından sonra, bu notada bulunan donanım işaretlerinin , Türk Mûsikisi’nde kullanılan perdeleri karşılamadığı ortaya çıkmıştır. Çünkü bu nota, bir sekizli aralığın oniki bölüme ayrılmasına dayanıyor, eşit olmayan 24 aralığın tümünü yazmaya yetmiyordu. Bu konu H.Sadeddin Arel, Dr.Suphi Ezgi ve Salih Murat Uzdilek tarafından ele alınarak günden güne geliştirilmiş yeni işaretler bulunarak bugün kullanılan düzenleme yapılmıştır.

 

 

Muzika-i Hümayûn’un Bando hocalarından Necip Paşa’nın da bir nota şekli bulduğunu, fakat yayınlamaya fırsat bulamadığını bazı kaynaklar belirtiyor.

Dr.M.Nazmi Özalp “Türk Musikisi Tarihi” kitabından alıntıdır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git