Bestelerin Hikayeleri

Bestekârlar, apayrı ses rengi ve okuyuş tavrı olan Müzeyyen Senar’la yeni bestelerini geçmekten oldukça büyük zevk alırlardı... Bu arada, gizli açık Müzeyyen’e aşık olan, ama bunu plâtonik olarak sürdüren; duygularını da bestelerine döken bestekârlar da vardır… Bunlardan biri de Zeki Arif Ataergin’dir. Alâaddin Yavaşça, Zeki Arif Ataergin’in bestelediği meşhur şehnaz makamındaki...
“Ben Allah’a Âşıkım” “…Benim aşkım, ben doğmadan önce doğmuş. Ben doğunca aşkımı bana muntazır buldum. Bu aşk hem mecâzi mânâda ve hem de hakiki mânâdaki aşktır. Esasen insan, nasıl ki çocukluktan sonra delikanlılık ve olgunluk çağlarını idrak ederse, hakiki aşk da mecâzi idrakten sonra kendini gösterir. Yâni; mecâzi aşk, hakiki aşkı...
Acı bir AŞK hikayesi.......... Nazım Hikmet'in, annesiyle Yahya Kemal arasındaki aşkı farkettiği an... Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı... İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı... 1900 yılında bu dillere destan güzellik, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi... Türk şiirinin dünya çapındaki...
Şükrü Tunar’ın son zamanlarını ve ayrıca da artık o zamanlar bozulmaya başlayan saz bahçelerini, Selim Aru’nun 29 Eylül 1979’da Erenköy’den Avni Anıl’a gönderdiği mektuptan öğreniyoruz: “Kumkapı’da Kör Agop namıyle mâruf meyhanede Nubar’a rastladım. Selamlaştık. Biraz sonra da masasından kalkıp masama geldi. “Selim Bey, unutmadan söyleyeyim Şükrü sizi arıyor” dedi.O akşam...
Şevki Bey’in yakın arkadaşı olan büyük gazeteci, yazar, bestekâr Ahmed Rasim Bey (1864-1932), onun hakkındaki bir hâtırasını, Şevki Bey’in ölümünden 31 yıl sonra, Ayaz Paşa kola çıkıyor makalesinde şu suretle anlatıyor: “(Bir Avrupa kumpanyasının oynadığı Karmen operasından çıktıktan sonra)… sarındım, toplandım, yola çıktım. Meyit Yokuşu tarıkiyle (yoluyla) dönüyordum. Eski Altıncı Daire’nin...
1902 doğumlu Selahattin PINAR,Ticaret Mektebi'ni bırakıp müziğe başladı. Oysa babası eski Denizli Milletvekili Sadık Bey, onun hukukçu olmasını istiyordu. Bir gün Denizli'den gelen eşraf için kurulmuş bir sofrada Sadık Bey'e oğlunu sordular; Selahattin de sofradaydı.Sadık Bey, o yokmuş gibi "Selahattin çalgıcı oldu" dedi. Selahattin ayağa fırladı ve "Babacığım, rica ederim! Ben çalgıcı...
Rakım Elkutlu otuz beş yaşlarında iken dayısı şeyh Nureddin Efendi bir güfte vererek bir âyin bestelemesini istemiş. Âyinin bestesini bir gecede bitirerek ertesi gün tekkede âyinin hazır olduğunu söylemiş. İşi ciddiye almadığını ve baştan savma bir beste yaptığını zanneden dayısı Rakım Hoca'yı kovmuş; fakat yakınlarının ısrarı ile okunmasına razı olmuş....
Recâi-zâde Mahmud Ekrem Bey'in oğlu Ercümend Ekrem Talû, Rahmi Bey'i şöyle anlatıyor: "...Kısacık boyu,toparlak vücudu ile,önü daima ilikli redingotunun içinde Rahmi Bey,cuma günleri İstinye'deki yalıya gelir, Servet-i Fünûn mektebini kuran Edebiyat-ı Cedîde erkânının toplantılarında hazır bulunurdu. Fakat ne lüzumsuz konuşmalara, ne vezin ve kafiye münakaşalarına, ne de şiir veya nesir tenkitlerine...
İlkokul yıllarında dedesinin çevresinde bulunan, çağının ünlü müzik üstadlarını tanıyıp dinleyerek müzikle tanışan Osman Nihat Akın, Ahmet Rasim Bey’in torunudur. Leon Hancıyan'dan nota,usul, okulundaki müzik öğretmeni Sabri Bey'den piyano öğrendi. Leon Hancıyan'ın teşvikiyle Suzinak makamında "Ne müşkülmüş seni sevmek, sana yar olmak" dizesiyle başlayan ilk bestesini yaptı. Birgün dedesi Ahmet Rasim Bey...
Sermet Sami Uysal anlatıyor: 1950 yılının Mayıs ayı başında, bir ikindi üzeri, Lütfi’yle Kadıköy’e geçip sıra sıra eski, güzel evlerin bulunduğu Dumlupınar Sokağı’ndaki 11 numaranın kapısını çaldık… Neveser Hanım, bu şirin Kadıköy evinin giriş katında oturuyordu. Kapıyı oğlu Adnan açıp, bizi içeriye aldı… Uzun salon, göze son derece huzur veren yemyeşil...
Münir Nureddin Selçuk 1900 yılında İstanbul'un Bayezid semtinde doğdu. Babası Sedaret Dairesi amiri, Divan-i Humayun muavini, aynı zamanda Darülfünun'un (eski İstanbul Üniversitesi"nin) İlahiyat Fakültesi İran Edebiyati ve Kadıköy Sultanisi Fransızca öğretmenlerinden Nureddin Avni Bey'dir. Annesi Hanife Hanım, aslen Kütahyalı olan Hacı Ali Paşa ile eskisadrazamlardan Abdurrahman Paşa soyundandır. Anne tarafı...
İstanbul Türküsü. İstanbul Radyosu’nun yıllarca sinyal müziği olan Katibim Türküsü, Kırım Harbi içinde, Abdülmecid zamanında çıkmıştır. İkinci Mahmud Devrinde askerlere Avrupai kıyafetler giydirilmiş, ancak sivil memurlar bu konuda serbest bırakılmıştır. Abdülmecid, İstanbul içindeki her memura setre ve pantolon giydirdi, mutaassıp kesim de bu olayı dillere dolayı “Gavrup mukallitliği” dediler ve pantolonla sokağa...
İsmail Efendi, 14 yaşlarındaydı ve Maliye Nezareti Başmuhasebe Kalemi'ne ''Katip Muavini'' olarak çalışıyordu. Bir yandan memuriyete ve hocası Mehmet Emin Efendi’nin derslerine devam ediyor, bir yandan da musikiye karşı olan ilgisi kendisini, pazartesi ve perşembe günleri Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Ali Nutki Dede'nin derslerini izlemeye itiyordu. Burada ayin dinliyor, bilgisini ilerletiyor,...
“…III.Sultan Selim devrinin tanınmış sanatkarları arasında Sadullah Ağa da mühim bir mevki elde etmiş bir musikişinastı. (Çavuş Mülazımı) olarak Enderun'a giren Sadullah Ağa, oradaki muallimlerden musiki tahsil etmiş, (Çavuş) olmuş, senelerce Padişah’ın meclislerinde bulunmuştu. Sarayda yapılan Küme fasıllarına, mehtaplı gecelerde Boğaz’ın münevver sahilleri arasında saltanat kayıklarındaki ahenk ve zemzemeye iştirak...
İstanbul Eyüp’te 1831 yılında doğan Hacı Arif Bey, zamanın adetince 5 yaşında ilkokula başladı. Her mahalle mektebinde ilahi okuyan bir grup oluştururdu. Arif Bey, okulun bu gurubuna girdi. Sesinin güzeliği ve bir defa dinlediği ilahi’yi hemen ezberlemesiyle dikkati çekti. Zekai Efendi denen, kendisinden sadece 6 yaş büyük delikanlının eğitimine verildi....
Ahmet Rasim Bey devrindeki devlet yönetimine ters düştüğü için günlük yazılarından her zaman tedirgin olurdu. "... Bir gün arkadaşlarla bir lokantada yemek yerken zabıta başucuma dikildi, diyor Ahmed Rasim Bey. — Zatıalilerini Merkez Komutanlığı'na götürmeğe memurum. Şöyle bir ayıldım. O gün, o günden evvelki makalelerim birer birer gözümün önünden geçti. Öyle şüpheli bir...
Sayfa başına git