Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Kemençe(vi-ci)-I

10.09.2017
2.246
Kemençe(vi-ci)-I

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Sazlarımızın tanıtımına devam ediyoruz. Bugün sıra Kemençe’de, Ankara Radyosunda çalıştığım yıllarda Radyodan çıkıp Sıhhiye’ye doğru yürürken, Dil-Tarih’in önünde sohbet eden üniversiteli gençler elimdeki udu görüp, “Aa, kanuna bak!” derlerdi. Bu örnekte de görüldüğü üzere, müzik eğitimimizdeki 75 yıllık fiyaskonun sonucu olarak, Kemençe dendiğinde halkımızın aklına hemen Doğu Karadeniz bölgemizde kullanılan Laz Kemençesi gelir. Hani şu düğün-dernekte horon edenleri “Ha uşak ha!” diye şevklendiren üst ucu yürek biçimindeki, kabarık göğüslü, keman gibi dilli, çoğunlukla ayakta çalınan, ama pek fazla parmağa da, pozisyona da ihtiyaç göstermeyen şirin saz. Ne var ki bu sazla, klasik müziğimizde kullanılan sürahi biçiminde tavşan kulaklı saz arasında, isimleri ve yayla çalınmaları dışında hiçbir benzerlik yoktur. Şekil, yapı, işçilik, süsleme gibi farklar bir yana  iki saz arasında icra tekniği açısından da çok temel bir fark vardır ki, birinin (Laz kemençesinin) tellerinde parmaklarla basılarak çalınmasına karşılık, ‘armudi kemençe’ de denen klasik kemençenin tellerine parmak uçlarıyla basılmayıp, tırnakların yuvarlak yüzeyi yandan değdirilerek tellerin hafifçe itilmesidir. Bunun sebebi, sazın üç telinin perdelikten 7 ilâ 10 mm yüksekten geçmesidir ve orta teli 29.5, dış telleri 26 cm boyundaki küçücük bir sazda tellerin basılarak sapa yapıştırılması zaten imkansızdır. Bu yüzden klasik kemençenin (Laz Kemençesinin aksine- tel boylarını eşitleyen bir ‘baş eşiği’ de yoktur.Sazın ölçüleri bir yandan, tırnakların yuvarlak yüzeyinin düz olan tellere sadece bir noktada teğet olabilmesi öbür yandan, denebilir ki kemençe –artık maalesef kaybolmakta olan Rebab’ımız gibi- musikimizin doğru (sağlam) perde basılması en güç olan sazıdır. Özellikle Muhayyer (ince la) perdesinden sonraki aralıklar tize doğru hep daha küçüldüğünden, falso riski artar (iki perdeyi aynı parmağı ileri-geri kaydırarak basmak bu yüzden zaruri haline gelir).

Kemençe kelimesi, yayla çalınan sazların, Farsça ‘yay’anlamındaki keman kelimesinden türemiş ortak adıdır. Arapların rebab dediği bir türe eski Türkler ‘oklu’ anlamında ‘ıklığ’diyorlardı ki bütün yaylı sazların en kıdemli atasıdır. 10 ila 15.yy. larda yalnız Arap ve Bizansların değil, İranlılarla Türklerin de kullandığı kaynaklardan anlaşılan ve 18.yy. sonlarına kadar Türk musikisinin tek yaylı sazı olan Kemançe’nin yerini Batının önce Viola d’amore’si (sinekemani adıyla), sonra da Violino’su (keman) aldı. Ama Laz kemençesi Karadeniz horonları sayesinde, armudi kemençe ise 19.yy. ortalarına doğru girdiği fasıl topluluğu içinde günümüze kadar gelebildi. Türk musikisinin bu en küçük sazı, boy-posundan umulmayacak güçte bir ses yüksekliğine ve tınısına sahiptir (sesler, diğer telli sazlarda olduğu gibi teli kısmen sağırlaştıran parmak ucu etinden değil, tırnağın sert boynuzsu yapıdaki yüzeyinden elde edildiği için). Herhalde müziğimizin, en kalabalık topluluklarda dahi sesi rahatça (çok defa da maalesef rahatsız esercesine) duyulan en dişi iki sazından biri kanunsa, öbürü kemençedir. Aslında karaağaç, karadut, dikenli ardıç, maun veya pelesenk çeşitlerinden birinden 42x16x6 cm ölçüsündeki bir takozun; sadece içi oyulmak, tekne boyun ve kafa’sına gereken şekil verilmek, kapak, burgu ve tel takılmak suretiyle bu kadar zarif bir sanat şaheseri haline gelebileceğini hayal etmek bile zordur. Kesidi minik bir kayık gibi olan teknenin tabanı 6-10, yanları ise 3 mm.ye kadar oyulup yuvarlak sistreyle tesviye edilir.

Kafa da denen boynun ( sap veya burguluk) kalınlığı gövdeye yakın yerde 13, uçta 9 mm. dir . Sazın 28 cm boyundaki teknesi, orta sıklıkla düzgün elyaflı yağsız selviden,  hafifçe kavisli ve ortası 4-5, kenarları 2-3 mm kalınlıkta bir kapak’la kapatılır. Kenarlara ince fileto konur, ancak kapak cilalanmaz. Kapağın ‘tel takozu’ denen kuyruğa yakın kısmında, sırtları dışarıya doğru D şeklinde simetrik iki delik vardır (4×3 cm). Bu deliklerin üstünde (sapa daha yakın) eskiden ardıç (bugün kelebek) ağacından yapılan bir eşik vardır (kuyruktaki tel takozundan gelen teller bunun üzerinden atlayarak burgulara ulaşırlar). Eşiğin sağ ayağı göğse, sol ayağı ise (Neva telinin hizasında), sık elyaflı ladinden 5-6 mm çap ve 3-5 cm yükseklikte, tellerin titreşimini tekneye ileten “candireği”ne basar.

İşte yine yerimiz bitti, ama Kemençe bitmedi sevgili okuyucular. Yazıyla saz tanıtımı çok ciddi bir iş. Tarihlerde, tariflerde saçmalamak çok kolay. Yalap-şap iş yapmak da bizim işimiz değil. Bu yüzden kemençe yapım özellikleri, başlıca yapıcıları ve icracıları ile devam edeceğiz. (18 Eylül 1999)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.