Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Kutlu Meslek

10.09.2017
2.049
Kutlu Meslek

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Türk çocuğu neden bozuk Türkçe ile yetişiyor? Cevabı çok basit: Öğretmeni aldırmıyor da ondan. Aldırsa, ayrı yazılması gereken ‘dahi’ anlamındaki ‘de’ ve ‘da’ları, soru ‘mı-mu’larını, ‘şöyle ki’, ‘tabii ki’ örneğindeki ‘ki’leri yapışık, Türk’ü küçük harfle yazmasına, noktadan sonra küçük harfle devam etmesine göz yumar mı?.. Peki, öğretmeni niye aldırmıyor? Çünkü onun öğretmeni de aldırmıyordu. Ve bu zincirleme olarak, ta 50’li yıllara kadar uzanıp gidiyor. Peyami Safa’lar, Ferid Kam’lar, Köprülü’ler. Gölpınarlı’lar, Atsız’lar, Necmettin H. Onan’lar, A.Nihat Tarlan’lar, Tahir-ül-Mevlevi’ler, Fevziye A.Tansel’ler, M.R. Gazimihal’ler, Zeki Ömer Defne’ler, Sadeddin Arel, Mes’ud Cemil, Samiha Ayverdi ve Nazik Erik’lerle şu anda aklıma gelmeyen –İstanbul ve taşradan- güzel Türkçenin büyük öğretmenleri, şimdi neredeler? Ne oldu bize? Yabancılığa özene özene dil sevgimiz de bitti? Blucin giye giye estetik duygumuz mu çobanlaştı? Daha önce bir yerde yazmış mıydım, hatırlayamıyorum (tekrarsa bağışlayın) bir öğrencimin anlattığı şu konuşma, dil ve kültürümüze artık nasıl bir değer verdiğimizi açık şekilde gösteren yüzler karası bir örnektir: Lise edebiyat dersinde öğrenci soruyor: “Hocam, bize Fuzuli’den bir şeyler öğretmeyecek misiniz?” Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu öğretmeni de cevaplıyor: “Aman çocuklar, adam işe yarar birisi olsaydı, adını Fuzuli koyarlar mıydı?” Dünyanın hiçbir ülkesinde, böyle bir öğretmen yetiştirmiş olmakla övünebilecek bir siyasi rejim düşünemediğim gibi, bir Türk olarak, böyle bir cevap karşısında sadece yüzü değil, şuurunun ta iliklerine kadar kızarmayacak bir kimsenin de okumuş bir Türk sayılabileceğine inanmıyorum. Bu seviyesizliğe düşüşümüzün ilk sebebi, öğretmenin kim olduğunu, nasıl bir eğitimle ne tür bir insan yetiştiricisi olarak eğitilmesi ve yaşama standardının hangi ilkelere göre değerlendirilmesi gerektiğini bilmez, bilsek de artık umursamaz hale gelmiş olmamızdır. Okuyup bir diploma alamamış insanlar için Anadolumuzun bir tabiri vardır: “Bi öğretmen bile olamamış mı?” derler. Kız istemeye giden de, işi sorulduğunda, bilirsiniz, utana sıkıla “Affedersiniz, öğretmenim” der ( “Çöpçüyüm” der gibi). Hadi alalım başımızı iki elimizin arasına da düşünelim bakalım, öğretmenler ve öğretmenlik mesleği için yenir yutulur laf mıdır şu?… Ama hiçbir hükmünü boşa vermemiş, hiçbir lafını boşa etmemiş olan Anadolu halkı, haksız mıdır acaba bu görüşünde? Yolsuz-susuz-ışıksız köylere araçsız-gereçsiz okullar yapıp, genç kız ve hanımları katır sırtında dağlara tırmandırıp “Gidin burada insan yetiştirin” der, ellerine de alay eder gibi bir para tutuşturur, üstelik öğretmeni baştan aşağı yanlış bir eğitim politikasıyla yetiştirip, köy imamının çok altında bir itibar seviyesinde bırakırsanız, gayet tabii öğretmenlik gençlerin en son bile düşünmeyecekleri bir meslek olur.

Oysa, dünyanın her ülkesinde en kutlu meslektir öğretmenlik; verilen maaş vd. özendirici haklarla, toplumun gösterdiği saygı bakımından da en itibarlısı. Sonra sırayla sağlık personeli ve kurumları, hukukçu ve maliyeciler, güvenlik görevlileri ve nihayet teknik personel gelir. Ama en başta, her şeyden önce ÖĞRETMEN! İlkokulda “Örtmenim!”, ortaokuldan sonra da bir ömür boyu “Hocam, sevgili hocam” diye hitab ettiğimiz; işi sadece öğretmek değil, eğitmek, yani “örnek insanı yetiştirmek” olan kişi: Yaratan’ın “Rab” sıfatının tecelli ettiği mübarek kul. Misissippi nehrinin uzunluğu ile Londra’nın nüfusundan önce güzel dilimizi-yurdumuzu-tarihimizi, sonra binlerce yıllık örf-adet-gelenek ve inanç sistemimizi öğreten (öğretmesi gereken) kişi. Bütün Türk edebiyatının en büyük iftiharı olan Fuzuli için “İşe yarar birisi olsaydı adını Fuzuli koyarlar mıydı?” diyen, müzik öğretmenleri “zümre toplantısı”nda “Biz okullarda Türk müziği istemiyoruz!” diye bağıran bir soysuz değil!

Öğretmen vasfını her şeye rağmen korumaya devam eden müstesna hocaları tenzih ederim, bunların her zaman var olacağına da inanırım; ancak çocuklarımızın eğitimini, diğer bir deyimle ülkemizin geleceğini ellerine emanet ettiğimiz öğretmenleri ve öğretmenlik mesleğini bu kadar itibarsız ve seviyesiz bir hale getirmenin vebalini hangi dönemlerin hangi iktidarlarının, hangi gerekçe ile üstlenebileceğini bilemem. Bildiğim, Batı maymunluğu vebasının, hemen bütün konular gibi, dünyanın en muhteşem dillerinden biri olan dilimizi de, kutlu öğretmenlik mesleğini de soysuzlaştırıp, polis deyimiyle “etkisiz” hale getirdiğidir. (6 Nisan 1996)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.