Recep Hayri Yenigün (1893-1979)

Recep Hayri Yenigün 1893 yılında İstanbul’da, Kumkapı semtinin Nişancı Ahmedpaşa Mahallesi’nde doğdu. İlk öğrenimini “Tefeyyüz Rüştiyesi”nde tamamladıktan sonra Kumkapı’daki Fransız okulunda okudu ve “Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu”nu bitirdi. Babasının halı ticareti ile uğraşması sebebi ile Balkan Savaşı’nın başladığı yıllarda İran’a gitti. İki buçuk yıl kaldığı bu ülkede, mûsikişinas ve edebiyatçılardan olan Gulâm Rıza Han ve Ârif ile tanışarak İran mûsikisi ve edebiyatını inceledi. Sonra Rusya üzerinden Avrupa’ya geçti. I.Dünya Savaşı başlayıncaya kadar kaldığı Avrupa’da Batı Mûsikisi’ni yakından inceledi; bilgisini derinleştirdi. Savaş başlayınca ülkesine döndü; yedek subay olarak Makedonya ve Filistin cephelerinde çarpıştı. Filistin cephesinde çarpışırken İngiliz’lere esir düşerek Mısır’daki ünlü “Zakazik” kampına gönderildi. Barıştan sonra serbest bırakıldığı halde, beş-altı ay daha Kahire’de kalarak Arap mûsikisi hakkında bilgi edindi.

İstanbul’a dönüşünden sonra gümrük müfettişi olduysa da kısa süre sonra istifa etti; Berlin ve Viyana’ya giderek 1922 yılına kadar orada kaldıktan sonra 1923’de İstanbul’a döndü. Daha sonra “Sanayi ve Mesâi Müdürü” olarak gittiği İzmir’de on yedi yıl çalıştı. Buradan 1940 yılında aynı görevl Tokat’a nakletti. 1947’de Ankara’ya atanarak 1952 yılında emekli oldu. Son görevi sözleşmeli olarak çalıştığı Devlet Su İşleri Proje Dairesi’dir. Fehime Hanım’la evliydi. Kızının ölümünden sonra bir süre inzivaya çekildi; 15 Nisan 1979 tarihinde Ankara’da vefat etti.

İlk mûsiki derslerine rüştiyede okurken, okulun öğretmenlerinden olan Selahaddin Bey, Zekâi Dede’nin seçkin çıraklarında biriydi. Bu sebeple üç yıllık ders süresi boyunca klâsik besteleri, saz eserleri, solfej, nota ve marşlar öğrendi. On dört yaşında iken Aris Sahinyan’dan başladığı keman çalışmalarını, Kemani Memduh’tan aldığı pratik derslerle ilerletti. Vefa’da bulunan “Kovacılar Mûsiki Mektebi”ne devam etti. Aynı zamanda sesi de güzel olduğu için, o dönemin ünlü hanendelerinden Bahriyeli Şahab bir münasebetle adını duym, beş yıllık bir süre ile kendisi ile meşgul olmuş, hayli fasıl öğretmişti. Fransız okulunda bulunduğu yıllarda okulun öğretmenlerinden olan bir fransızdan Batı Mûsikisi’ni öğrenmeye çalıştı ve okul korosunda koristlik yaptı. Yüksek öğrenimi sırasında İsmail Hakkı Bey’in Lâleli’de açmış olduğu “Mûsiki Osmani”ye devam ederek bilgisini ilerletti. Konaklarda, özel konser topluluklarında ve mesirelerde çaldı. Neyzan Ali Rıza ile Kanuni Nazım Bey’den de yararlanmıştır.

Esir olarak bulunduğu kampta da mûsikiyi bırakmadı. Orada bulunan İngiliz ve Arap mûsikişinaslarla bir topluluk kurdu ve çalışmalarını sürdürdü. İzmir’de görevli iken Rakım Elkutlu’yu tanıdı ve İzmir Mûsiki Cemiyeti’nde görev aldı. Ankara’da Cevdet Çağla’nın kurduğu Ankara Mûsiki Derneği’nde solfej okuttu; çok öğrenci yetiştirdi. Tokat’da çalışmalarını bırakmayan Yenigün, orada bir topluluk kurarak mûsiki çevresinin oluşmasına yardımcı oldu. Tokat Halkevi’nde konserler düzenledi.

Türk Mûsikisi tarihi ile ilgili incelemeliriyle, mûsikimiz aleyhinde yayın yapanlara karşı savunmasıyla tanındı. Türk Mûsikisi Dergisi, Yeni Asır, Malûmat, Âhenk, Türk Yurdu, Mûsiki Mecmuası, Mûsiki ve Nota gibi yayın organlarında bestekârlar ve icrakârlar hakkında kısa biyografiler yayınladı. İran Mûsikisi ile ilgili müzikolojik bir etüd hazırladı. Çok esprili, neşeli bir kişiliği vardı; çok güzel taklit yapardı. Bazı monolog plâkları doldurmuştur. Çok yönlü, bilgili, genel kültürü geniş olan bu değerli insan bestekâr olarak da verimli oldu. Günümüze iki saz semâisi, bir aksak semâi, bazı fantezi eserlerle yüz elli kadar şarkısı kalmıştır. Pek çok eseri plâklara okunmuştur.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Acemaşiran-Aşkın beni sermest ediyorken

Acemkürdi-Başladım feryâda bülbül gibi

Bestenigâr-Farkı yok bir cennet abadın bügün viraneden

Bûselikaşiran-Bahâr erdi yine ezhârı-ı gûna gün ayan oldu

Ferahnâk-Aşkın okunur felsefesi didelerinden

Hicaz-Bir güneş daha battı senden uzakta

Hicaz-Ey rûh-i revân dilber-i nâzende vü cânım

Hicaz-Yalanmış bülbülün sevgisi güle

Hicazkâr-Sönmez bu gönül ateşi

Hüseyni-Hazırlan bu hafta çoban gelecek

Hüseyni-Hem aşkım hem ümidim hem de neşemsin

Hüzzam-Bir gül kokusundan daha baygın nefesin var

Hüzzam-Ölürsem yazıktır sana kanmadan

Kürdilihicazkâr-Çılgınca seviştik o benim candan eşimdi

Kürdilihicazkâr-Derdimi ummana döktüm asumana inledim

Kürdilihicazkâr-Gül zaman geçti ey gülten

Mâhûr-Gel koynuma gir lâne-i can kendi evindir

Mâhûr Saz Semaisi

Nihavend-Dün kahkahalar yükseliyorken evinizden

Nihavend-Her gün bu nazlanış bu kaçış hergün

Nihavend-Zeynep’in saçları kumraldı anne

Rast-Anlattı erenler bir bahâr değil

Rast-Ben bu mihnetler içinde buldum

Rast-Sevdâya düşüp şevk ile efgân bir olurmuş

Sabâ-Ben bu mihnetler içinde buldum artık hâlimi

Sultaniyegâh-Kalbim gibi solgun yüzü

Şevkefzâ-Şimdi ay bir serv-i simindir suda

Uşşak-Aksetti sevdayı dile nuri cemâlin

Uşşak-Dün bezmimizin bir ezeli neşesi vardı

Uşşak-Sevilmiyor dedik amma hakikat öyle değil

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git