Sadi Işılay (1899-1969)

Sadedin Işılay’ın babası perukar İsmail Efendi, Rumeli’den göç ederek İstanbul’a yerleşmişti ve Laleli’de otururdu. Laleli Türbesi’nin karşısında kıraathaneyi kiralar, bir tarafını berber dükkanı, diğer tarafını da kahve olarak çalıştırırdı. Dükkanın arkasını da “meşkhane” durumuna getirirerek “Lütfipaşalılar” adını vermişti. Sadi Işılay 5 Kasım 1899 tarihinde Laleli’de doğdu. Annesinin adı Vasfiye’dir. Adı geçen meşkhanede
Şekerci Cemil Bey, Hafız İsmail, Kemani Tatyos, Ahmed Rasim, Kanuni Şemsi Bey gibi dönemin ustaları toplanarak meşk ederlerdi. Sadi Işılay bu sanatkarların arasında ilk musiki zevkini tatmış oldu. Çocuktaki bu yeteneği fark eden bu sanatkarlar ona bir keman hediye ettiler. Böylece altı-yedi yaşlarında pratik olarak keman çalmaya başladı. Zaten babası da biraz keman çaldığı için oğluna yardımcı oluyordu. On iki yaşına gelince, Muallim İsmail Hakkı Bey’in Koska’da açmış olduğu “Musiki Osmani” adındaki cemiyete yazıldı. Burada kısa sürede sanatını geliştirerek cemiyetle birlikte Sultan Reşad’ın Selanik gezisine katıldı. 1911 yılında ilk kez küçük bir sanatkar olarak sahneye çıkmış oldu ve çok alkışlandı. Başarısı İstanbul basınında yankılar uyandırarak Şehbal dergisinde resmi yayınlandı. Bütün bunlara rağmen öğrenimine de devam ediyordu.Gülşen-i Maarif okulundan sonra Vefa İdadisi’ne kaydolmuştu. Bu sıralarda I.Dünya Savaşı başlamış, meşhur Aksaray yangını olmuştu. Böylece Kadıköyü’ne taşınmak zorunda kaldılar. Bundan sonra haftada üç gün musiki toplantıları yapılan Şehzade Ziyaeddin Efendi’nin konağına devam etti. Arasıra Tanburi Cemil Bey’in bulunduğu toplantılara katılıyor, dahi sanatkardan teşvik görüyor, uslub kazanıyordu. Bestenigar Ziya Bey’den de on sekiz fasıl öğrendi.

Kemandan başka ud da çalan Sadi Işılay’ın sesi de güzeldi. O yıllarda “Udi Sadi Bey” olarak tanınmıştı. Bestelediği ilk eserlerinde bu sıfatı kullanmıştır. Sazı ve sesi ile plaklar doldurdu.

Vatani görevini Kurtuluş Savaşı yıllarında jandarma olarak yaptı. Savaşın bitiminden sonra 1922-1926 yılları arasında İzmir’de çeşitli okullarda musiki öğretmenliği yaptı. Daha sonra İstanbul’a yerleşen Işılay, o yılları tanınmış ses sanatkarı “Deniz Kızı Eftalya” ile evlendi. Bundan önce de kısa süren bir evliliği olmuştu.1928 yılında eşi ile birlikte Paris’e gitti.1932 yılına kadar yaşadığı Paris’te konserler verdi, çeşitli Avrupa şehirlerini dolaştı, kısa metrajlı filmler çevirdi. Bu konserlerin bir bölümüne Sadeddin Kaynak da katıldı. Bir mihracenin davetlisi olarak Münir Nureddin Selçuk’la 1932’de Hindistan’a, Perihan Sözeri ile İran’a gitti. Mısır, Suriye, Irak, Kıbrıs gibi ülkelerde on kadar konser verdi. Hindistan gezisine Artaki Candan da katılmıştır.

İstanbul’a dönüşünden sonra Belediye Konservatuarı’na Reşat Erer’den boşalan kadroya tayin edildi. On yedi yıl süre ile “İlmi Kurul” ve “İcra Heyeti”nde çalıştı. !950’den sonra İstanbul Radyosu’nda keman sanatkarı olarak yayınlara katıldı.Çeşitli İstanbul gazinolarında çalıştı. Bir ara kendi adına bir gazino çalıştırmayı denedi.

1960 yılında bir ameliyat geçirmişti; 1967 yılında kısmi felç oldu. Yapılan tedavilere rağmen fazla bir düzelme olmadı. 11 Mart 1969 tarihinde vefat ederek Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi. Eftalya’dan sonra ses sanatkarı Mualla Gökçay’la evlenmiş, son evliliğini Nezihe Hanım’la yapmış, bu evlilikten üç çocuğu dünyaya gelmiştir.

Bir keman sanatkarı olarak yıllarca aranan, sevilen bir kimse oldu. Temiz yay tekniği, sağlam baskıları, iyi bir refakatçı oluşuyla haklı bir ün kazanmıştı. Taksimleri biraz monoton olmakla birlikte eski icra geleneğini devam ettiren, Türk Musikisi’nde keman icrasını iyi bilen bir sanatkardı. O dönemin tanınmış ses sanatkarlarının çoğunun okumuş olduğu plaklara çalmıştır.

Bestekarlığa 1928’de segah makamındaki “Ruhunda ölen nağmede sevda sesi var mı?” güfteli şarkısını besteleyerek başladı. Bundan sonra besteleri birbirini izledi. Saz ve sözlü eser olarak başarılı örnekler verdi. Bazı eserleri gerçekten güzeldir.Bir gazete röportajında eserlerinin sayısının altmışı geçtiğini söylemiş olmasına rağmen bilinen eserleri bir peşrev, iki saz semaisi, iki medhal, iki sirto,bir oyun havası, otuz şarkıdan ibarettir. Taksim ve oyun havaları plağı yapmış, film müziği bestelemiştir.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Beyâti-Bir saat sonra dedim bir saat önce dedim

Dügâh-Gel son nefesten evvel

Evç-Vâdet bana artık bu benim son çilem olsun

Hicaz-Bende hicrân yarasından da derin bir yara var

Hicaz-Sevenler sevilenler dilden dile gezenler

Hicaz-Şu yollar uzar gider savrulur tozar gider

Hicazkâr-Benden kaçarak kol kola bir yaz günü erken

Hicazkâr-Yolları gurbete bağlayan dağlar

Hüseyni-Allah’ı unuttum yalnız sana taptım

Hüseyni-Eminem Eminem  sabah oluyor

Hüzzam-Hülyâmı saran hâreli bir çift göze daldım

Hüzzam-Mânâda güzel ruhta güzel

Kürdilihicazkâr-Anlat bana gül bahçesi gördün mü dikensiz

Mâhûr-Ateşin gözlerini ruha kemend etme sakın

Muhayyer-Gül gül demişler bülbüle bakmış

Muhayyerkürdi-Gitti o güzel yâdıma bir handesi kaldı

Nihavend-Bir kır çiçeğinden daha tazesin

Nihavend-Çılgınca geçen demlerimiz

Nihavend-Git sen dönme sakın bahtı karalı

Nihavend-Son çiçekler de soldu

Segâh-Peteğe bal veren arılar gibi

Segâh-Ruhunda ölen nağmede sevdâ sesi var mı

Sûzinâk-Bir zamanlar bu gönül aşkına inanmıştı

Sûzinâk-Ne bülbülde o fegân ne o gülde sitem kaldı

Sûzinâk-Ne gönül bir aşk arar

Sûzinâk-Ömrüm bu hazan mevsimi hep o ah ile geçti

Uşşak-En güzel demde gönül bir şeye yanmış gibisin

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git