Şemseddin Nahifi ( ? -1494)

Adı Şemseddin, mahlası Nahifi’dir. Fatih Sultan Mehmed döneminin bu ünlü mûsikişinası Aydın’lıdır ve Aydın’da doğmuştur; doğum tarihi bilinmiyor. Daha çok şâirliği ile tanındığı için başta Edirne’li Sehi Bey olmak üzere, o dönemde yazılmış olan teskerelerde şâirliğinin yanı sıra büyük bir mûsikişinas olduğuna da değinilir. Edebiyat tarihimizde bu isimle anıldığı gibi “Usta Şemsi” adı ile de bilinir. Genç yaşında İstanbul’a gelmiş, iyi bir medrese eğitimi görmüş, çağının bütün ilim dallarında geniş bilgi elde ederek özellikle edebiyat ve mûsikide üne kavuşmuş, Arapça ve Farsça öğrenmişti. Ünü ülke sınırlarını aşarak İran ve Arabistan’a yayılmıştı. Bu ülkelerde bile “Gûyende Usta Şemsi” olarak aranır ve özlenir olmuş, daha sonra buralara geziler yapmıştı. Bu yüzyılın tanınmış mûsikişinaslarından Sagâri ile sarayda fasıllar yapardı. Adı Osmanlı sarayına ulaşınca, sanatı sayesinde Fatih Sultan Mehmed’in ilim ve sanat adamlarından oluşan çevresine girmiş, büyük iltifatlar görerek hediyeler almış, zamanının büyük bölümünü bu ortamda geçirmişti.

Günlerden bir gün Abdülkâdir adında İranlı bir mûsikişinas İstanbul’a gelerek Fatih Sultan Mehmed’in huzurunda Şemseddin Nahifi ile yaptığı sonbetten sonra bir mûsiki yarışması düzenlemişti. Çok değerli bir sanatkâr olan Şemseddin’in bu yarışmada “Bir tasnifin hem ebyadın deyüp, hem taksimin edüp tasnif baplayup, ırladı” deniyor. Bugünkü dile göre şâir olan sanatkâr hemen oracıkta bir şiir yazarak bestelemiş ve mecliste bulunanları şaşırtmış, kendisine hayran bırakmıştı. Pek çok eser bestelemesine rağmen bunların hepsi unutulmuş, ancak Evsad usûlünde bir ilâhisi gelebilmiştir. Mûsiki nazariyâtı ile uğraşarak “Bereket” adındaki bir de “Edvâr” kitabı yazmıştır. Mûsiki sanatını kimlerden öğrendiği bilinmiyor.

Arapça, Farsça, Türkçe şiirler yazan Nahifi çağının tanınmış kişilerini hicvederek gücendirdiği söylenir. Kesin olarak bilinmemekle birlikte belki de bu huyu dolayısiyle gözden düşmüş, padişâhın çevresinden uzaklaştırılmış, bazılarına göre kendi isteği bazılarına göre de sürgün edilerek Bursa’ya yerleşmiştir. Bursa’da herkesten uzak sessiz köşesinde kızı ile yaşamaya başlamış. Büyük maddi sıkıntı çektiği için arada bir inzivadan çıkar, mûsiki heveslilerine ders vererek geçimini sağlarmış. Kişiliğine ve sanatına indirilen bu ağır darbeyi hazmedememiş, hayatının son yıllarında akli dengesini bozmuştur. Bu sebeple komşularının yardım amacı ile gönderdiği yiyecekleri zehirlidir diye yemezmiş. XV.yüzyıl bu büyük ve talihsiz sanatkârı, iyi günlerinde büyük takdir ve iltifat görerek aranmasına rağmen, gözden düşünce yoksulluk ve perişanlık içinde 1494 yılında Bursa’da ölmüştür.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git