Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Sevgili Gençler II

10.09.2017
796
Sevgili Gençler II

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Proceed with caution” (okunuşu: Prosiyd ğuidh koğşın). Bu söz, İngilizce konuşulan ülkelerde, çok katlı binaların bodrumunda imar kanunu gereği yapılması zaruri olan kapalı otoparkların keskin dönüşlü köşelerine konulan, “Temkinli ilerleyin” anlamında bir ikaz. Biz bu tür yerlerde “Yavaş!”, “Yavaş sürün!” veya “Dikkat, araba çıkabilir” gibi uyarılar kullanıyoruz. Peki, neden onlar da bizdekilerle aynı anlamda “Slow!”, “Drive slowly!”, veya “Be careful!” gibi ‘öz İngilizce sözcük’ler değil de, Latince asıllı kelimeler kullanıyorlar? İngilizcenin aslı zaten Latinceden geliyor da, oralarda herkes bu yüzden mi Latince biliyor? Soruyu cevaplamadan önce bir masal daha alalım: ‘Görev yerine getirilmiştir’ sözünün İngilizcesi şu: “Mission accomplished’ (ok: Mişın ekamp’lişt). İlk örnekteki gibi yine her iki kelime de Latinceden gelme. Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama biz şimdi az önceki sorunun cevabına geçelim. Hayır İngilizce Latinceden türemiş bir dil değildir, oralarda da herkes Latince bilmez; sadece dilleri öğrenirken öyle öğrenir ve öyle konuşup yazarlar. Görev=mission, yerine getirmek= accomplish. Ama bunlar ‘öz İngilizce’ değil, Latinceymiş Peki ne olmuş? Oralarda bundan rahatsız olan yok ki! Aynen bizdeki ‘vazife’ ve ‘ifa etmek’ sözlerinin Arap asıllı olmasının, fazla eskiden değil, sadece Yahya Kemal Türkçesinin konuşulduğu yıllarda kimseyi rahatsız etmediği.. Sonraları “Ama bunlar Türkçe değil Arapça” diyenlere “Eee, ne olmuş?” diyemediğimiz için, eski ‘vazife’ atılıp okulda ‘ödev’, hayatta ‘görev’ oldu.

Şimdi biraz düşünelim: Neden “Dikkatli sürün!” değil de, “Temkinli ilerleyin”? Dikkat başka, temkin başka; sürmek başka, yavaş-yavaş ilerlemek başka da ondan. Dil, milletlerin en hassas ve kutlu varlığı, bir tür iffetidir. “Aman canım, öyle de olur, öyle de.. Herkes anlıyor ya, sen ona bak!” vurdumduymazlığı içinde ele alınacak bir konu değildir. Bayraktan da, hatta devletin kendisinden de önde gelir. Devletler yıkılır, yenileri kurulur; siyasi rejimler, başkentler, bayraklar değişir (tarihimizi gözünüzün önüne getirin); yüzyıllar boyu devletsiz (dolayısıyla bayraksız ve kendi resmi paraları olmadan), ama dil ve geleneklerinden taviz vermemeleri sayesinde ayakta kalmış milletler vardır. Ve dil, kaynakların derelere, derelerin ırmaklara, ırmakların denizlere okyanuslara karışması gibi, hangi dillerden ne kadar çok kelime alındığına bakılmayan ahenkli bir ihtişam ve zenginlikler alemi demektir.

Sevgili gençler, tarihiniz ve kültürünüzle gurur duyuyorsanız (ki öyle olduğunuz sürece bu ülke var olmaya devam edecektir), dünyanın en büyük güzelliklerinden biri olan dilinizi çok sevin, iyi değil, çok iyi öğrenmeye çalışın; art niyetliler tarafından bozulmasına göz yummayın. Bilgisizce kullananlara kızmayın ( çoğunluğu masumdur), ama yanlışlarını düzeltmekten de çekinmeyin. Herşeyden önce, asla “Bu nedenle” diye konuşmayın. Eğer diliniz milliyetiniz ise, bir tür kültür namusunuz ise, bu söz –çevrenizde ne kadar çok insan tarafından kullanılırsa kullanılsın- kültür namusunuza yapılmış en büyük hakarettir. Mantığınızı biraz kullanırsanız, neden bu kadar sert bir ifade kullandığımı anlayacaksınız. Türkçede ‘neden’ bir soru zarfıdır, onu için soru işaretiyle birlikte kullanılır; “Neden gelmedin?” örneğindeki gibi. Hatta Karadenizlilerin, ‘neden’in dahi yetmediği çok hoş bir soru sorma şekilleri vardır (Karadenizli iseniz veya konuşmalarına dikkat etmişseniz bilirsiniz), “Neden sebep?” derler. Arapça asıllı diye ‘sebeb’i atıp yerine ‘neden’i koymak kadar büyük cehalet, ihanet, hatta cinayet olamaz. Soru zarfları isim değildir ki isim gibi kullanılsın!.. Kim?, Nasıl?, Hangi?, Ne zaman?, Kaça?, ve Kaçta? da soru zarflarıdır. İsim gibi kullanılıp başlarına ‘bu’ getirmeyi bir deneyin bakalım, ne oluyor: Bu kimle, bu nasılla, bu hangiyle, bu ne zamanla, bu kaçayla, bu kaçtayla! Gülüyorsunuz değil mi?

Nitekim dünyanın öbür dillerinde de soru zarfları hiçbir zaman –hele mevcut bir kelimeyi bilmem hangi dilden geliyor gibi aptalca bir sebeple atmak için- isim olarak kullanılmamıştır. Türkiye’de şu anda en yaygın dil İngilizce olduğu için, misali ondan alalım. Bu dilde ‘sebep’ anlamında kullanılabilecek ‘raison, cause, motive’ kelimelerinin üçü de Latince’den gelmedir (İngilizcenin Latin asıllı –yani bir ‘neo-latin’ dili- olmadığını söylemiştim). Bu durumda, İngiliz dil kurumu üyeleri kalkıp da “İngiliz dilini Latincenin istilasından kurtarıp arılaştıracağız” deseler, ‘raison’un (ok: riyzın) yerine öz İngilizce (!) ‘Why?’ (Neden?) soru zarfını koymaya kalksalar ve “For this why” (Bu nedenle) diye konuşmaya başlasalar, bütün İngiltere kasıklarını tuta tuta ishal oluncaya kadar güler ve inanın, o dil kurumu binası okumuşlar tarafından taşa tutulup yerle bir edilirdi. Ama benim ekmek parasından başka kaygısı olmayan zavallı uysal milletim, okumuşu okumamışıyla, hakkında oynanan oyunların hangisinin farkında ki, dilinin bozulmasına direnme şuurunu gösterebilsin?.. Haa, bir önceki cümlenizde geçti diye veya başka bir uslup estetiği gerekçesiyle, “Bu sebeple” demek istemeyebilirsiniz. O zaman, aynı anlam için kullanabileceğiniz şu ifadelerden birini seçersiniz: “Bu yüzden” dersiniz, “Bu bakımdan” dersiniz, “Bu itibarla” dersiniz, “Buna bağlı olarak” veya “Bunun sonucunda dersiniz. Ne kadar çok seçme imkanınız ve görüyor musunuz?.. (19 Ekim 1996)

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.