Dürri Turan (1883-1961)

1885 yılında İstanbul’da Fatih’in ”Eski Ali Paşa”semtinde , büyükbabası olan maliye muhasebecisi Haşmet Efendi’nin konağında dünyaya gelen Dürrü (Dürrî) Turan ; dayısı Esat Bey’in evinde toplanan müzisyenlerin yaptıkları klasik fasılları dinleyerek ilk müzik zevkine erişti.Anne tarafından; Hamamizade İsmail Dede Efendi’nin damadı olan hanende Ahmet Dürrü (Dürrî) Beyefendi’ye ,baba tarafından ise ; Buzürk makamının mucidi olan Kemani ve Tanburi Sadık Ağa’nın torunu olarak müzik köklerine bağlanan Dürrü (Dürrî) Turan Sultan I.Mahmut döneminin sonlarında ilk müzik yayınlarını başlatan Şeyhülislam Ataullah Beyefendi’nin de ileri kuşaklarda küçük yeğeninin torunun oğlu olmaktadır.

1902 de ; akrabası olan ressam müzisyen Dr.Hikmet Beyefendi’yle bazı müzik eserlerini çalışarak kabiliyetini geliştirmeye başladı.

Mercan İdadisi’nde 2.sınıftayken , Hacı Arif Bey’in değerli talebelerinden Mustafa Servet Bey’in takdirini kazanarak 600’den fazla eseri çalışma imkanı buldu.

1905’de Darülfünun Edebiyat Fakültesi’ndeyken Kenan Bey’den ilk tanbur derslerini aldı.

Bu arada Beykoz’da ikâmet eden Dürrü (Dürrî) Turan buraya süvari yüzbaşısı olarak gelen Ressam Tahsin Bey ve meşhur Tanburi Cemil Bey’den uzun zaman faydalı dersler aldı.Bu derslere Hafız Ahmet Irsoy Ve Rauf Yekta Bey’den aldığı dersleri de ilave edip müzik bilgisini geliştirdi.Çalışmalarını ihmal etmeyerek pek çok takdir gördü,beğeniler toplayarak şöhret oldu.

“Türk Halk Musîkisi” derleme çalışmalarını Darülelhan grubuyla birlikte ilk başlatanlardandır.Şöyle ki:

İstanbul’a 1916 yılında “Darülelhan İstanbul Belediye Konservatuarı”kuruluşu ile birlikte ilk derleme çalışmaları burada başlar.Fonograf icad edildikten sonra konservatuara bir fonograf getirtilir,akabinde (1927) hemen Anadolu’ya geziler düzenlenir.Dört tane araştırma gezisi yapılır.Derlenen 850 türkü fonografla yazılarak 14 defter halinde yayınlanır.

Dürrü (Dürrî) Turan bu gezilerin birincisinde yer almıştır,Urfa,Niğde,Kayseri,Sivas…Kendisiyle birlikte Rauf Yekta ve Yusuf Ziya Bey’de yeralmışlardır.Bu gezi 50 gün sürmüştür,250 parça derlenmiştir,Milli Kütüphane ve Devlet Konservatuarı’nda mevcuttur.

Dürrü (Dürrî) Turan,halk şarkılarını yerlerinden toplayıp karakterlerini mümkün olduğu kadar koruyarak konservatuarda bazı sanatkârlarla çalışıp söyleyerek plaklara geçirmiştir.

Böylece Mustafa Kemal Atatürk’ün 1 Kasım 1934 yılında yaptığı konuşmasında, istediği halk müziği derlemeleri için yapılacak gezilerden çok daha önce Darülelhan Grubu ve Dürrü (Dürrî) Turan’la başlamış oldu.
1927’de kurulan radyo istasyonunda yapılan müzik yayınları programlarında yer alan ilk sanatçılardandır

Bestekâr olarak kendine özgün stili vardır.Nağmeleri dantel gibi işlemiş, son derece ince bir duyarlılıkla sözleri ve müziği bütünleştirmiştir,makamdan makama geçiş virtiözü olarak da tanınır.Eserlerine karşı çok titizdi,onları engin müzik ruhuna ve bilgisine sahip olan sanatkârlara teslim ederken mutlaka dinlemek isterdi.Dinledikten sonra beğenmesi bizzat kendisiyle birlikte eserlerini söyleyerek yorumları gerekirdi.

İlk eseri Cevad Bey’in koro için yazdığı şiir olan “En büyük lütfun muhabbettir” adlı şiiri ilâhi olarak bestelemiştir.Bu eser rast makamında ve aksak semai usûlündedir, (10.11.1909) ‘de bestelenmiştir.

70’e yakın şarkı ve söz semaileri bulunmaktadır.Darülelhan kurulduktan 1 sene sonra tanbur dersleri için öğretim kadrosuna tayin edilmiş ve tasnif heyetinde çalışmıştır.

İstanbul Radyosu’nda açılan imtihanlara jüri üyesi olarak katılmış, çok değerli sanatçıların buraya kazandırılmasında katkıda bulunmuştur.Bunlardan bir tanesi Sayın Tülûn Korman’dır.

Bilhassa; Cumhuriyet devrinde yapılan yenilikler arasında Ezân’ın Türkçe’leştirilmesi fikri ortaya atıldığı zaman, birçokları tarafından başka şekilde bestelenmiş olan ezan,Diyanet İşleri’nde reddedilmiş ancak Dürrü (Dürrî) Turan’ın ; Dûgâh ,hicaz,bayati ve rast makamlarıyla eski duyguları bozmayacak şekilde Türkçe kalıbına tatbik ettirilerek yurdun her yerinde kulağa yabancı olmayan bir edâ ile 1950 yılına kadar dinletmeye muvaffak olmuştur.

Bir taraftan ortaokullarda Türkçe öğretmenliği yaparken aynı zamanda İstanbul Konservatuarı İcra Heyeti üyeliğini muhafaza etmiş ve müzik aleminden ayrılmamıştır.

Tanburi Dürrü (Dürrî) Turan ,bunların yanında son derece iyi hatta mükemmel tanbur imalatçısı ( Luthier ) olmuş,bunun ilmini bilerek yapan tek şahsiyet olarak tarihe geçmiştir.Yaptığı tanburlar fevkalade güzel ve şaheser sıfatına uygun niteliktedir.Memlekette pek çok gence tanbur zevkini aşılamış yüzlerce talebe yetiştirerek kendisini sevenlerin sayısını günden güne arttırmıştır.

Tanburi Dürrü (Dürrî) Turan 1961 yılında,kronik rahatsızlıkları nedeniyle,doğduğu yer olan İstanbul’da vefat etti.Öldüğünde 75 yaşındaydı.Kendisini sevenleri ve yakınlarını derin üzüntülere boğdu.

www.durruturan.com sitesinden alınmıştır.

Bûselik-Bir sitemin zehriyle içimden yaralandım

Bûselik-Her an o siyah gözlerinin nuruna yansam

Bûselik-Müptelâdır gözlerim o gözlere

Bûselik Medhal

Ferahnak-Sevgilim cihanda zevk ıztıraptır

Gülizar-Bülbül seslenirken gönül bağından

Gülizar Saz Semaisi

Hicaz Saz Semaisi

Hicaz-Vuslatı cânâna erişmiş gönül

Hüseyni-Geçip hicran zamanları birer bulutmuş gibi

Hüzzam Saz Semaisi

Nihavend-Bin rencü elem toplanarak ruhuma dolsa

Nihavend Saz Semaisi

Rast-Gel artık gel sineme gel

Sabâ Saz Semaisi

Sûzidil Saz Semaisi

Tâhir-Şen çehremi soldurdu bügün aşk denilen şem

Uşşak-Ağaçların sarkmış suya dalları

Uşşak-Her gönül cihanda aşka yâr olmaz

Uşşak-Sevinçle neş’e ile kalbim dolaydı

Uşşak Saz Semaisi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git