Giriftzen Asım Bey (1851-1929)

Asım Bey 1851 yılında o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde bulunan Teselya Yenişehirinde doğdu. Babası Muhzırbaşı zadelerden Ali Efendi’dir. Bulunduğu yerde ilk öğrenimini sürdürürken, sesinin güzelliği Yenişehir Mevlevihanesi şeyhi Nazif Dede’nin dikkatini çekti.Bir başka öğretmenden biraz Farsça öğrenerek Nazif Dede’den “Mesnevi” ve “Gülistan” okudu.Bu derslere devam ederken, aynı tekkenin şeyhlerinden ve neyzen Yusuf Paşa’nın çıraklarından Hasan Dede’den ney çalmasını öğrenmeye başladı. Kendi deyimi ile böylece “birkaç sene tahsili kemalata hizmet” etti. Dört yıl kadar süren bu derslerden sonra on yedi-on sekiz yaşlarında İstanbul’a geldi.

İstanbul’da bir süre maliyede çalıştıktan sonra, Maliye Muhasebesi’ne nakletti. Kısa zaman sonra maliye memuru olarak Aydın’a tayin oldu. Resmi görevini sürdürürken de musiki çalışmalarını ihmal etmedi. İstanbul’a geldikten sonra başladığı girifti her gittiği yere götürmek adetindeydi. Aynı sıralarda askerlik çağına geldiği için, İzmir’de bulunan dayısı miralay İbrahim Bey’in yanında asker oldu ve “mülazımlığa” kadar yükseldi. 1876 yılında başlayan “Osmanlı-Rus” savaşına katıldı. Bütün savaş sırasında yine giriftini yanında taşımıştı.

Savaştan sonra İstanbul’a dönüşünde, Macar kontu Ziçni Paşa’nın kurduğu ilk İstanbul itfaiyesine ve eski rütbesiyle Beyoğlu bölümüne alındı. Asım Bey bu olayı, “Önce tulumbacılıktır diye kabul etmek istemedim. Amirlerim israr etti, kabul ettim. Sonra İstanbul’da irfan ve tahsil, şevk u tarab alemlerine tekrar kavuştum. Burada uzun müddet itfaiyeye hizmet ettim. En son Üsküdar’da binbaşı idim” diye anlatır.

Musikideki ünü yaygınlaştıkça geniş bir çevre edinmiş, çağının ünlü devlet adamlarıyla yakınlık ve dostluk kurmuştu. Bunlardan biri de eski “Ayan azası” olan Müşir Paşa idi. Bu sıralarda gözden düşen Fuat Paşa, II.Abdülhamit’in emri ile Erenköy’deki köşkünde gözaltında tutuluyor, evine giren çıkan kimseler saraya jurnal ediliyordu. Asım Bey bu eski dostunun davetini kabul ederek köşke gidişinin ertesi günü Paşa ile birlikte Amasya’ya sürgün edildi. Amasya’da 25 yıl sürgün hayatı yaşadı. İlk eşinin ölümü üzerine orada ikinci kez evlendi ve altı çocuğu daha oldu. İkinci Meşrutiyetin ilanı üzerine sürgün hayatı sona erdiğinden İstanbul’a döndü. Kısa bir süre eski görevinde çalıştıktan sonra, o günkü yasaların çizdiği sınırı tamamlayarak emekli oldu ve geri Amasya’ya döndü.

Çok sağlıklı bir ömür sürmüştür. Ferit Kam’ın yakın dostu olması sebebi ile, İstanbul’a gelişlerinde sık sık evlerine gittiği için yaşlılık dönemini çok iyi bilen Ruşen Kam, Asım Bey’i şöyle tarif ediyor: “Yaşlılığına rağmen kuvvetini, dinçliğini yatağa düşünceye kadar muhafaza etmiştir. Onu Laleli yokuşunu sarsan hızlı ve sert adımlarla inişini, apartman merdivenlerini bir solukta çıkışını pek iyi hatırlarım. Kendisini evimizde. İstanbul Radyosunda dinlemiştik. Nısfiye çalmıştı. Girifti ilk defa ondan dinlemiştik.” İstanbul’a bir gelişinde, 1929 yılını şubatında hastalanarak iki ay sonra yetmiş dokuz yaşında vefat etti. Merkezefendi Mezarlığında toprağa verildi.

Asım Bey’in ilk eşinden de altı çocuğu olmuştur. Bunların arasından Musa Süreyya Bey, İbrahim Sabir, ud çalan Mehmed Cevad, tanbur ve piano çalan Selahaddin Bey, piyanist ve ses sanatkarı Fatma Nihal Erkutun, tiyatro sanatkarı Muazzez Kurtoğlu, ressam ve ses sanatkarı Asım Yücesoy sayılabilir.

Musiki çalışmalarına başlayışını kendisi şöyle anlatıyor:”…on dört yaşına idim; Yenişehir Mevlevihanesine gider gelir, musiki ve ayin seyredip dinlemekten zevk duyardım. Günün birinde ben de karışıp ayin ve na’t okumaya başladım. Sesimin çok güzel olduğunu söylerlerdi. Oradaki mevlevihanede Yusuf Paşa’nın çırağı Hasan Dede’den ney dersi aldım. Üçüncü ayda şeyh, “arada taksimi Asım’a bırakın” diye emir verdi. Bundan sonra bazen çaldım bazen okudum.”

İstanbul’a gelişinin hikayesi de şöyle: “…Aksaray’da bir oda tuttum. Koska’da bir tekke vardı. Oraya birgün Neyzen Salim Bey gelmişti. Çaldık, kemal-i dikkat ve hazla dinledi. Sonunda “Üsküdar da Sultantepe de bizim ev, teşrif edin meşk ederiz” dedi. O zamanların İstanbul’unda Zekai Dede, Hacı Arif Bey, Yusuf Paşa, Tanburi Ali Efendi, Medeni Aziz Efendi, Bolahenk Nuri Bey, Santuri Ethem Efendi gibi ünlülerle arkadaşlık etti. Bunlarla birlikte musiki meclislerinde bulunarak, yararlandı. Bu gibi toplantılara giriftle katılırdı. Kısa sürede ünü yaygınlaşarak her musiki meclisinde aranan bir sanatkar olmuştu.Yirmibeş yıllık sürgün hayatı yaşadığı Amasya’da da aynı durum oldu. Orada bir musiki çevresinin oluşmasına, bu Anadolu ilinde bu sanatın tanınmasına etken oldu.Evini bir musiki okulu yaparak hayli öğrenci yetiştirdi.

–Asım Bey zamanın en son, en kudretli giriftzeni idi. Bütün İstanbul onu sazının sesini işitmeye, kendisini dinlemeye teşne idi. Fuat Paşa’ya gittiği günler ve gecelerde, bütün konak ve civar halkı adeta bayram ederdi. Sazı ile muhitini kendine bağlamış olan bu değerli sanatkarımız, bestekarlık alanında da saz ve söz musikimize ait birçok eserler bestelemiştir.

–Asım Bey’in melodileri çok zengindir. Çeşitli ritimler içine dökmüş olduğu bu melodilere vucuda getirmiş olduğu şarkılarında kendine mahsus bir incelik, bir zerafet, bir şuhluk derhal kendini hissettirir. Sonra şarkılarını zorluk çekmeden çabucak bestelermiş. Bir gün sultanlardan birinin sarayına gitmiş. Kafes arkasından kendisini dinleyen sultan, “Asım Bey siz derhal şarkı yapabilir misiniz? Bana şuracıkta bir şarkı yapıversenize deyince şu güfteyi nazmetmiş ve rast makamında bestelemiş:

Ser ta kadem ey penbe ten
Mecburun oldum işte ben
Lutfeyle gel ey gül beden
Virane gönlüm eyle şen

Onun sağlığında plakçılık yaygınlık kazandığı halde, icrasından tek bir örneğin günümüze gelmemiş olması üzücüdür. Asım Bey’in ölümünden sonra, birkaç kişinin dışında, girift denen saz tarihe karışmıştır. Musiki eseri olarak 5 peşrev, 5 saz semaisi, otuz kadar şarkısı biliniyor.
Dr.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Evç-Bu levendâne kesim aşûbi can aman

Ferahnâk-Bu levendâne kesim aşûbi can aman

Hicaz-Aldandı gönül aşkı vefa alemi sandı

Hicaz-Güzelim gözlüğünü çeşmine tak

Hicaz-Her zahm-ı ciğersûze devekâr aranılmaz

Hicaz-Zahm-ı aşkın yoktur aslâ çaresi

Hicazkâr-Beyhûde değil nâle vü âhım kederim var

Hüseyni-Dil verel’den ey yüzü mâhım sana

Hüseyni-Kimse bilmez hâlimi canım yanar

Hüseyni Peşrev

Hüseyni-Şimdi oldum âleme ibret-nümâ

Hüzzam-Dil bülbülü sad zârı gülistânı cemâlin

Hüzzam Peşrev

Hüzzam-Sâki yetiş imdâda gel

Mâhûr-Acırım aşık olup da yanana

Nihavend-Açtı firkât yâreler dilde peri

Rast-Cüdâ düştü gözümden gül-i zârın

Rast-Hâb-gâh-ı yâre girdim arz için ahvâlimi

Rast Peşrev

Rast Saz Semaisi

Rast-Serta kadem ey penbe ten

Sabâ Peşrev

Uşşak-Çaldırıp çalgıyı rakkaseleri oynatalım

Uşşak-Cânâ rakibi handân edersin

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git