Bezcizâde Mehmed Muhyiddin Efendi

Konya’da dünyâya geldi ve yine aynı şehirde iyi bir tahsil gördü. Lârende’ye (Karaman) giderek Halvetî şeyhlerinden Nûreddinzâde Molla Çelebi’ye intisâb etti (Dîvânındaki bir notta ise Halîfezâde Molla Çelebi’ye intsâb ettiği yazmaktadır). Atâî ve Hüseyin Vassâf Ezelîzâde Şeyh Nûrullah Efendi’ye intisâb ettiğini yazıyorlar.
Mehmed Muhyiddin Efendi, Molla Çelebi’nin irtihâline kadar yaklaşık iki yıl kadar hizmetinde bulundu. Molla Çelebi kendi yerine Muhyiddin Efendi’yi halef olarak vasiyet ettiği halde bazı çelebiler buna razı olmadığından Konya’ya dönüp Alâeddin Camii’nde hatîblik ve vâizlik yaptı. Ardından padişahın daveti üzerine İstanbul’a gitti. Muhyiddin Efendi, İstanbul’da Abdülmecid Sivâsî Efendi’nin Şeyh Yavsî Efendi Tekkesi’ne tayiniyle boşalan Fatih Çarşamba’daki Mehmed Ağa Tekkesi şeyhliğinin yanı sıra (1013/1604) yine Abdülmecid Sivâsî Efendi’nin Sultan Ahmed Camii vâizliğine nakledilmesiyle boşalan Sultan Selim Camii vâizliği görevlerinde bulundu. Bir müddet sonra Üsküdar’daki Şemsi Paşa Tekkesi şeyhliğine getirildi. Bu arada Nuhkapısı civarında kendisine bağışlanan arazide bir tekke ile bir türbe yaptırdı (1020/1611). Ramazan 1020’de (Kasım 1611) Hakk’a yürüdü ve bu türbeye defnedildi. Rahmetullahi aleyh…
Nevizâde Atâî onun hakkında şöyle yazmış :
“Azîz-i merkûm, matla’ul-envâr-ı ulûm, meclis-i va’zı şûrengîz, enfâsı müessir, tîyb-i elhân ile andelîb-i hoş-nağme-i gülistân-ı Kur’ân idi”
Mehmed Muhyiddin Efendi’nin defnedildiği tekke Bezcizâde Mehmed Muhyiddin Efendi Tekkesi olarak tanınmıştır. Üsküdar’da Arakıyeci Hacı Mehmed mahallesi Divitçiler caddesi Salı sokağında bulunan tekkenin şeyhliğine kendisinden sonra halifelerinden Hüseyin Efendi, onun ardından Bayramî şeyhi Bolulu Himmet Efendi geçmiştir. Himmet Efendi’den sonra da yerine oğlu Abdullah Efendi şeyh olmuş, bu sebeple tekke Himmetzâde Tekkesi adıyla da anılmıştır. Âyin gününden dolayı halk arasında Salı Tekkesi olarak da bilinen tekke daha sonra Himmet Baba, Şekûrî Efendi, Muhyî Efendi gibi isimlerle de zikredilmiştir. XIX. yüzyılın sonlarında yeniden inşa ettirilen tekke daha sonraları yıktırılarak arsası Zeynep Kâmil Hastahanesi’nin arazisine katılmış, hazîresindeki kabirlerle Sâfî Mustafa Efendi tarafından yazılan ve Mehmed Muhyiddin Efendi’nin irtihal tarihini de gösteren gazelin yer aldığı kitâbe Selimiye’deki Çiçekçi Camii avlusuna nakledilmiştir. Türbede mevcut kitâbelerin bir kısmı Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ne, 1984’te oradan Beyazıt’taki Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’ne götürülmüştür. Bezcizâde Mehmed Muhyiddin Efendi Türbesi’nin kitâbesi, bugün Çiçekçi Camii avlusunda türbede mevcut kabirlerin hizasına yakın gelecek şekilde cami avlusu duvarı üzerine raptedilmiştir.
NUTUKLARI
Mehmed Muhyiddin Efendi nutuklarında “Muhyî” mahlasını kullanmışdır. Aruz ve hece vezniyle olan şiirlerinden meydana gelen dîvânının iki nüshası İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı’nda kayıtlıdır. Onun, “Zâhid bize ta‘n eyleme” mısraı ile başlayan nutk-i şerîfi  birçok tarikatta cumhur ilâhi olarak okunmuştur. Hazret’in dîvânı eldeki üç ayrı nüsha üzerinde çalışılarak Hafsa Mutlu tarafından 2008 yılında yükses lisans tezi olarak yayınlanmışdır. Biz bu sayfaya teberrüken üç nutk-i şerîfini kaydedeceğiz…

1

Cümlenin mahbûbu sensin ey Habîb-i ezelî
Cümle Yûsuflar içinde ey güzeller güzeli
“Küntü kenzen” sanadır matlab-ı a’lâ sensin
Mazhar-ı zât-ı Hudâ’sın nakş-ı rûhun yazalı
Lutf edüp açdı nikâbın sana o ma’şûk-i Hayy
Nazar etdin o cemâle mâsivâdan bezeli
Cümle ümmet âşık oldu sana ey seyyid-i halk
Himmetinle gitti gayrı bâğ-ı vahdet gazeli
Cümle âlem kapuna yalvarı geldi ey Şefî’
Hep kabûl oldu dilekler “min ahad lem-yezelî”
Enbiyâ vü evliyâ saldı harâretde ebed
Tutusup yandı bu cümle âteşinde mizeli
Oldu İskender ü Lokmân sana bende ey nebî
Hizmetinde oldu sultân sedd-i ye’cûc düzeli
Nûr-i şemsin âleme verdi ziyâ kalbe ebed
Bu kelâm oldu müzeyyen dürr-i na’tin dizeli
Oldu uşşâk gözü giryân dili büryân ey Habîb
Oldu mecnûn u dîvâne Muhyî hüsnün sezeli
2
Hak cemâlin isteyüp hayrân olan gelsün beru
Cân u nefsin zebh idüp kurbân olan gelsün beru

Aşk ile  hem şevk ile hem derd ile zikreyleyen
Âr u nâmûs terk idüp destân olan gelsün beru

Aşk şerâbın sâkîden içüp safâ vü zevk iden
Düşüben bîhûş olup mestân olan gelsün beru

Rûz u şeb derd-i ehadden âh u feryâd eyleyen
Gözlerinden kan akup giryân olan gelsün beru

Eyyühe’l-uşşâk zikre hâm olanlar gelmesün
Âteş-i aşka düşüp büryân olan gelsün beru

Fânîye meyl etmeyüp bâkîye hizmet eyleyen
Rabbine kulluk edüp sultân olan gelsün beru

Sündüs ü istebraka meyl etmeyüp Hakk dileyen
Mâsivâdan kurtulup uryân olan gelsün beru

Muhyî meydân içre bâşın top idüp cevlân iden
Mahv olup meydân-ı Hakk’da fânî olan gelsün beru

3

Zâhid bize ta’n eyleme Hak ismin okur dilimiz
Sakın efsâne söyleme Hazret’e varır yolumuz

Halvetî yolun güderiz çekilir Hakk’a gideriz
Gazâ-yı ekber ederiz İmâm Ali’dir ulumuz

Her kim bu tarîka girdi Hasan-ı Basrî’ye irdi
Her seher okunur virdi Seyyid Yahyâ’dır pîrimiz

Erenlerin çoktur yolu cümlesine dedik beli
Ko desinler bize deli usludan yeğdir delimiz

Tevhîd eden deli olmaz Allah deyen mahrûm kalmaz
Her seher açılır solmaz bahâra irer gülümüz

Sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile
Taşramızdan sormak ile kimse bilmez ahvâlimiz

MUHYÎ sana olan himmet âşık isen câna minnet
Elif Allah mim Muhammed kisvemizdedir dâlimiz

BESTEKÂRLIĞI
Bezcizâde Muhyiddin Efendi, zamanının tanınmış bestekârlarından biri olup, Sadeddin Nüzhet Ergun’a göre, XVII. yüzyılın ilk yarısında dinî besteleriyle meşhûr olan üç bestekârdan biridir. Diğer ikisi Koğacızâde Şeyh Mehmed Efendi ile Hatîb Zâkirî Hasan Efendi’dir. Atâî de sesinin çok güzel olduğunu bildirmektedir. Sadeddin Nüzhet Ergun, güfte mecmualarında gördüğü ve güfteleri de ona ait olan, iki eserini kaydetmekle yetinmişdir (Bayati – Zahid bize ta’n eyleme ve Nevrûz-i Acem – Cümlenin maksûdu sensin). Maalesef hiçbir bestesi günümüze ulaşmamıştır…
“nagmeiask.blogspot.com.tr ” sitesinden alınmıştır.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git