Itri (Buhurizâde Mustafa Efendi) ( ? -1711/1712)

Mustafa Itri Efendi İstanbul’un Mevlanakapısı civarında, o zamanki adı ile “Yapılan”, bugün “Yayla ya da Yaylak” denen semtte doğdu. Ailesi ve hayatı hakkında elimizde sınırlı bilgiler var. Bu bilgiler Şeyhülislam Esad Efendi’nin Atrabü-l Asar’ı ile bazı şair tezkirelerinde bulunan kısa bilgilere ve kulaktan kulağa gelen bir takım söylentilere dayanır. Elde bulunan bütün kaynaklar, doğum tarihinin 1630 ile 1640 yılları arasında olabileceği noktasında birleşir.” Buhurizade’nin asıl adı Mustafa, Itri ise mahlasıdır. Buhuri’nin güzel kokularla münasebetinden dolayı, yine güzel koku ile nisbeti olan Itri mahlasını almıştır. Buhuri-zadeliğin nereden geldiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, babasının veya dedelerinden birinin İstanbul’un büyük camilerinden birinde buhurcu olduğu düşünülebilir. Çünkü, bu camilerdeki imam, müezzin, kayyum gibi vazifelilerin yanı sıra bir de buhurculuk işleriyle uğraşanlar bulunurdu…”

Musiki sanatında deha mertebesindeki ustalığı, Hat sanatı ile Divan şiirine,Arapça ve Farsça’ya derin vukufundan dolayı çok iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılıyor.

Ünü Sultan IV.(Avcı) Mehmed döneminde parlamaya başladı. O çağ Türk musikisinin değerli ustalarının yetişmiş olduğu ve musikimizin zirveye tırmandığı yıllardı. Itri’ye çok değer veren bu padişah kendisini sık sık saraya davet ederdi bestelerini bizzat kendi sesinden dinler ve takdir ederdi. En yakın dostu ise Kırım hanlarından Selim Giray Han idi. Selim Giray Han boş zamanlarını Çatalca civarındaki “Kadı Çiftliği”nde geçirir burada Itri, Hafız Post, Yahya Nazım Çelebi, Seyyid Nuh, Tanburi Mehmed, Santuri Ali (Ali Ufki Bey), kemani Hüseyin gibi tanınmış sazende ve hanendeleri ve o zamanın ünlü şair ve edebiyatçıları ile sohbet eder, musiki dinlerdi. Bunun için Itri, bu sanatsever devlet adamından her zaman yardım ve ilgi gördü. Bu büyük sanatkar Sultan IV.Mehmed, Sultan III.Süleyman, Sultan II.Ahmed, Sultan II.Mustafa, Sultan II.Ahmed olmak üzere beş padişah dönemini yaşadı, yaşadığı sürece ilgi gördü. Sultan IV.Mehmed döneminde geçimini sağlamak üzere 1694 yılında “Esirciler Kedhüdası” oldu. Şeyhi bu olayı şu satırlarla anlatıyor; “…İlm-i Edvar’da mahir ve fenn-i musikide akranı nadir olmağın merhum Han-ı Gazi hazretlerinin meclis-i hümayunlarına dahil ve bi-nihaye-i ihsan ataya nail olduğundan maada kendi arz-ı hali mucibince bahatt-ı hümayun-i saadet akrun ber vech-i teyid esirciler kedhüdası ünvanına ita buyurmuşlardır…”

Böylece ömrünün son yıllarını sıkıntısız ve müreffeh geçirdi. Ölüm tarihi Şeyhülislam Esad Efendi ve Mustakim-zade Süleyman Sadedin Efendi’ye göre 1712, Şeyhi ve Salim’ e göre 1711’dir. Musiki tarihi araştırmacılarına göre 1711 yılı daha uygun bulunuyor. Yenikapı mevlevihanesi dışına defnedilmişse de, daha sonra yapılan araştırmalara rağmen mezartaşı bulunamamıştır…” Seksen yıla yaklaşan bir hayatın son senesi üzerine kapanan sahife şu satırlarla biter.”

“Buhuri-zade’yi buya-i bezm-i adn ide Allah”
Hattatlığı

Türk güzel sanatlarının hemen hemen hepsine hüner sahibi olan Itri, Talik türü yazıda usta bir hattatdı Yazı derslerini, aynı zamanda iyi bir Divan şairi olan Siyahi Ahmed Efendi’den meşk etti. Bu konuda Hafız Post Mecmuası’na yazmış olduğu yazılardan fikir edinebiliyoruz. Günümüze başka bir yazı örneği gelmemiştir. Mustakim-zade onun için yazı sanatımızda “Hattat-ı Fahir” olduğunu söyler.

İcrakarlığı

Esad Efendi ünlü eserinde Itri’nin sesinin güzel olmadığından söz eder. Oysa şair Safai ile Salimi padişahın huzurunda Itri’nin bulunduğu musiki meclislerinde diğer hanendelere ağız açtırmayacak kadar güzel sesli olduğunu söyler ki, yaşadığı devirde yalnız bestekarlıkta değil iyi bir hanende olarak da sevilen, takdir edilen Itri’nin Esad Efendi’nin dediği gibi kötü sesli olduğu kabul edilemez. Sadedin Nüzhet Ergun’un haklı kanaatına göre, Esad Efendi Itri’yi çok yaşlılığında tanımış ve sesini dinlemiş, belki de bu kanıya bu yüzden sahip olmuştur.Itri’nin sarayda başhanende olduğundan hiç şüphe yoktur.Başbakanlık arşivinde “İbnülemin Tasnifi” ile 1334 numaralı belgede “saray cariyelerine ders veren başhanende Mustafa Çelebi’nin tayin ve maaşının verilmesine dair” bir emirname mevcuttur (H.1092-M.1681). Mesela Itri 1682 senesinde otuz Ramazan günü için Enderun’daki görevine karşılık 1800 akçe ücret almıştır.

Hanendelikten başka ney çaldığı ileri sürülmüşse de elde kesin bir kanıt yoktur. Peşrev ve saz semaisi bestelemiş olması bu söylentileri doğrulayıcı niteliktedir.

Bestekarlığı

Itri, Türk musikisi içinde yetişmiş en kudretli bestekarların başında gelir. Klasik musikimiz onun kişiliğinde doruk noktalarına ulaşmıştır. Meraga’lı hoca Abdülkadir’le şekillenen beste formları, onun dahiyane buluşları ile erişilmesi güç bir kalıba dökülmüş, kendisinden sonra gelen büyük bestekarların hemen hemen hepsini yüzyıllarca etkilemiştir.

Makamlarımızın seyir ve hareketine vukufu, eşsiz ritm anlayışı ve form bilgisi, melodik cümle yapısı içinde uygulamış olduğu modülasyon (geçki) tekniği gibi özellikleriyle bulunduğu yüceliğe hakkı ile ulaşmış bir şahsiyettir. Salim, “Şairler Teskeresi”nde “…İlmi Edvarın hace-i sanisi ve fenn-i musikinin şeyh Nizami-i hakani’si, uşşak-ı vala nam meydanında Buhuri-zade’lik ünvanıyla şöhret-i am hasıl eyleyen zat-ı ali makamdır” diyor.

Elimizde sayılı örneği bulunan bu eserlerin analizinden dini ve dindışı eserlerinde, her iki musiki türünün sanat anlayışında bir bütünlük, fakat duyuş ve anlayış açısından dini heyecanla dindışı duyguları birbirine asla karıştırmadığı dikkati çeker. İlahi bir vecd içinde mistik ilhamları melodilerle süslerken, aşikane söylenmiş şiirlere yine aşıkane duyguların seslerle örülmüş musiki cümlelerini ustaca giydirir. Bu dönemin sanat anlayışına göre bestelemiş olduğu en ağır, en ihtişamlı eserlerinin yanı sıra, bizzat kendi şirane tabiatından kaynaklanan “Hece” vezni ile söylemiş olduğu şiirine yaptığı bir şarkı ile bu beste formunun ilk örneklerinden birini vermiştir.

Hakkında bilgi veren bütün kaynakların bildirdiğine göre Itri, bin kadar eser bestelemiş, notasızlık sebebi ile bunlardan pek azı günümüze gelebilmiştir. Çok az bile olsa her biri birer sanat abidesi olan bu eserler, her zaman için bu özelliği koruyacak ve bu sanatı bilenlerin hayranlığını sonsuza kadar çekecektir.

Eserlerine güfte olarak Fuzuli, Nev’i, Şehri,Nabi ve yakın arkadaşı olan Nazim’in, bazılarında da kendi şiirlerini kulanmıştır. Dini musikimizin Ayin, na’t, tevşih, durak, ilahi, salat, tekbir gibi her formunda eser vermiştir. Segah makamındaki Mevlevi ayini, “Beste-i Kadim”ler ve Derviş Mustafa Dede’nin Bayati makamındaki ayininden sonra beşinci ayindir.Bundan başka “Na’t-ı Mevlana”, Kurban bayramı tekbiri, Cuma Salası, ilahi gib en büyüğünden en küçük formuna kadar “taklidi kabil olmayan” eserlerdir. Bu eserler “mistik bir heyecanın bir neşvenin seslendirilmiş en içten, en başarılı birer mahsulüdür. Bir kurban bayramı tekbiri bile onu yalnız yaşadığı çağda değil, bugün de bütün İslam dünyasında bütün tazeliği ile yaşatıyor.

Halil Can bir araştırmasında Itri’nin padişahla Edirne’ye gittiğini ve bunun için kendisine yolluk verildiğini belirtiyor. Bu tarihte Derviş Mustafa Dede’nin Edirne Mevlevihanesi’nde bulunduğuna ve hayatta olduğuna değindikten sonra o yıllarda ayin sayısının dört olduğunu, okunan Na’t’ı kimin bestelemiş olabileceği sorusunu sorduktan sonra “belki de Itri na’ti o yıllarda bestelemişti” diyor.

Bugün elimizde on tanesi dini olmak üzere dört saz eseri ile muhtelif formlarda yirmisekiz sözlü eseri biliniyor. Dindışı eserlerinin bazıları şunlardır; Nühüft makamında peşrev ve saz semaisi, bestenigar darb-ı fetih beste, dügah ağır ve yürük semailer, bayati çenber beste, pençgah makamında iki murabba, nikriz makamında başka bir murabba, nimsakil Neva Kar, sazkar bar muhammes kar, ırak ağır semai, nühüft ağır semai, hisar murabba ve semai, buselik murabba; rehavi, dügah, uşşak ve ısfahan makamlarından birer murabba ile rehavi ve bayati persevleri v.b. Bu eserlerin çoğu yirminci yüzyılın başında Rauf Yekta Bey, Suphi Ezgi ve Sadeddin Arel gibi bilginlerimiz tarafından, o yıllarda hayatta bulunan eski musikişinasların hafızalarından notaya alınmıştır.

Dindışı eserlerinin başında gelen neva makamındaki Kar’ı başlıbaşına bir sanat olayıdır. Bu eser “onun olgun ve engin sanat anlayışının eşşiz bir örneği olarak klasik musiki repertuarımızın başında gelir. Hatta, eserin şöhreti daha sonraki çağlarda Divan Edebiyatı’nın bir mazmumu bir esprisi haline gelmiştir. Enderunlu Şair Vasıf Osman Bey II.Sultan Mahmud’a sunduğu bir manzumede;

Seninçün beslemiş güller bu gün-a gün ezharı
Senin zevkin için meşk eylemiş bülbül Neva Kar’ı

der. Güfte Şarkın en meşhur ve en lirik şairlerinden biri olan Şirazlı Hafız’ın iki gazelinden alınan aşıkane sekiz mısradır.Manasını şöyle özetleyebiliriz:

Ayş ve işret fidanı yetişiyor, gül yanaklı saki nerede?
Bahar rüzgarı esiyor, lezzetli şarap nerede?
Her taze gül daima bir gül yanaklıyı hatırlatmakta
Fakat, söz dinleyecek kulak , ibret alacak göz nerede?
Muhabbet meclisinde başka güzel kokuya ihtiyaç yoktur
Ey güzel nefesli sabah vekdi… Sevgilimin mis kokulu zülfü nerede?
Ey güzel… Yüzüne örttüğün örtüyü kim çeker?
Ey cennet kuşu (yani sevgilim) sana yeni suyu kim verir?

“Neva Kar’ın beste yapısı kısaca şöyledir: Birinci bend, lamize denen ve tekrar eden terennüm kısmı, ikinci bend –ki bu da aynı melodidedir ve yalnız güfte değişir –bundan sonra yine lazime, terennüm, miyanhane denen kısım ve bunu takip eden muhtelif makam ve usullerden ibaret çeşitli terennüm devreleri, sonra birinci bendin melodilerine intikal ve lazime-terennüm kısmı ile son bulur.”

“Eser, önce neva makamının en kuvvetli ve çok işitilen devrelerinin etrafında dolaşıp toplandıkları nağmeden, yine neva sesinden başlar; doğrudan doğruya makamın yine karakteristik bir nağmesi olan (karar Perdesi) inde biter.Bundan sonra sıra ile bu iki ses etrafındaki dörtlü aralığın diğer sesleri ile tekrar neva perdesine doğru çıkar ve burada (karar) duygusu veren bir (Asma Karar) yapar. Bu melodik devre Neva Kar’ın muhtelif kısımlarında tekerrür eden (Tem), yani ana fikirdir. Itri bu melodi ile bize, Neva makamının melodik karakterini adeta bir çırpıda duyurabilmiştir. Burada başlayan melodi, tekrar karar nağmesi olan Dügah perdesinden harekete başlar ve bu nağmenin oktavı, yani sekizinci sesi olan Muhayyer perdesine çıkar ve tiz Çargah’a uzanır. Bu perdeden tekrar pestlere doğru iner ve Çargah’ta kalır ki, bu iniş tizden peste doğru bir Çargah makamı modülasyonu, yani geçkisidir.”

“Bundan sonra Çargah makamının dominantı ve Rast makamının tiz karar perdesi olan Gerdaniye perdesinin şu iki hususiyetinden istifade ederek, yeni bir melodik hareketle Rast makamı seyrini gösteren ikinci bir modülasyon yapar. Rast ve neva makamlarının müşterek dominantı, yani en kuvvetli nağmesi olan neva perdesi üzerinde muvakkat bir duruştan sonra (Mülazime-Terennüm) yani tekerrür eden terennüm kısmına geçilir. Bu kısım Dügah ve Muhayyer arasındaki sekiz ses içinde neva makamının melodik seyrini ve hususiyetlerini duyuran en ölçülü ve en hesaplı nağmelerle bezenmiştir. Burada neva üzerinde Buselik makamı modülasyonları bestekarın çok işine yaramıştır.”

“Kar’ın ikinci Bend’i aynı melodiler ve mülazime ile tekrar edilir. Yukarıda da söylediğimiz gibi değişen ancak güftedir. Bu kısımlarda ritm Nim sakil ritmidir ve ağırca bir tempo ile başlar. Sonra eserin miyanhane kısmı gelir. Burada tem, hüseyni ve muhayyer sesleri arasındaki (Dörtlü) üzerinde nakledilmiş ve muhayyer perdesinin karar ve dominant perdesi olmak husisiyetlerinden istifade ederek şehnaz makamına geçilmiştir. Bunu takiben nim sakil ve ağır devrirevan usulleri ile ölçülmüş terennüm kısımları gelir ki, bu kısımlarda ritm değişmelerinden, Şehnaz ve Hicaz makamlarının yakınlıklarından istifade ederek her iki makamın seyirlerini gösteren çok güzel melodi devre ve cümleleri ibda edilmiştir.”

“Bundan sonra remel usulü ile ve Şehnaz makamından bestelenmiş bir kısım gelir. Bunu yürük semai usulünde ve hicaz makamındaki terennüm kısmı takip eder.Burada güzel ve ustalıklı bir modülasyon vardır. Hicaz makamının karar nağmesinden pestlere doğru inen bir neveser geçkisi ve tekrar Hicaz makamına dönüş…Sonra devrikebir usulünde ve yine aynı makamda bir terennüm kısmı daha gelir; sonra hicaz ve hüseyni makamlarının müşterek dominantı olan hüseyni perdesinden istifade edilerek hüseyni makamına ve çargah perdesinde muvakkat bir duruştan faydalanılarak, muhammes usulünde ve saba makamında diğer bir terennüm kısmına geçilir. (Saba Üçlüsü)’nde icra edilen bu kısmın melodi figürleri biraz sonra çargah-hüseyni üçlüsü içine maharetle nakledilmiştir. Bundan sonra işitilen melodi bendlerle tekrar edilen melodidir. Buna mülazime-terennüm dediğimiz kısmı takip eder ve eser bu kısımlarla sona erer.”

“İşte Batılıların (Travay Tematik) yani (Tema üzerinde çalışma) dedikleri bestekarlık yolu 280-300 sene, hatta daha uzun seneler önce bizim musikimizde başlamış bulunuyordu. Necil Kazım Akses bir gün bana –Neva Kar’ın notasını rastgele katladıkça yeni yeni Kontrpuanlar ortaya çıkıyor –demişti.”

“Bunun gibi (Gel ey nesim-i saba hatt-ı yardan ne haber) güfteli Isfahan makamındaki Beste’sinde, meyandan sonra gelen terennüm kısmı pek maharetli, pek ustalıklı ses motif ve desenleriyle örülmüş modülasyonlarla Itri’nin bestekarlık kariyerine yakışır bir niteliğe büründürülmüştür.” Sözün kısası “Neva Kar, Segah Ayin, Rast Na’t gibi her biri kendi vadisinde birer şahaser olan eserleri dinlerken tutuşmayan zevk, titremeyen gönül tasavvur edilemez.”

Ebedi Kişiliği

“Itri”nin hayatı ve sanatı hakkında bize bilgi veren kaynaklar onun musikişinaslıktan başka (şiir bahçesinin güzel sesli bir bülbülü) olduğunu, Itri mahlası ile nice eserleri ve divanının bulunduğu, şairler arasında isim ve şöhret yaptığını bildiriyor. Bu tertipli divan bugün ortada yoktur, fakat yazma mecmualarda na’t, gazel, şarkı, tarih manzumeleri, Nabi’nin bazı gazellerine tahmis, bazılarına nazireleri vardır. Bütün bunların Itri’nin de Divan Edebiyatı’nın icap ettirdiği bilgileri bilen, bu edebiyatın estetik ve esprisini anlamış, kavramış bir şair olduğunu öğrenmekteyiz. O da başkaları gibi nazım alanında kök salmış nev’ilere göre geliştirdiği, his ve hayallerle ördüğü mısralardaki, beyitlerdeki renkleri, desenleri o devrin modasına uydurmayı başarmıştır. Çünkü rengi, deseni başka türlü olan sözlere o zamanlar kimse önem ve değer vermezdi. Itri’nin bir şair olarak yetişmesinde, olgunlaşmasında çağdaşı Urfalı Yusuf Nabi’nin nüfuz ve tesirinin olduğu, onun manzumeleri üzerine tahmis etmek, nazireler söylemek yolu ile başkalarından fazla eğilmesinden anlaşılır.”

Sözü edilen kaynakların başlıcaları Salim, Safai, Şeyhi tazkireleri, Tühfe-i Hattin, Şeyhülislam Esad Efendi’nin Atrabu’l-Asar-ı, diğer bazı tezkirelerle yazma güfte mecmuaları v.b… Bu eserlerin hiçbirinde hayatı ve edebi kişiliği hakkında yeterli bilgi yoktur. Bunların içinde Safai, o yüzyıllarda çok önem verilen edebi sanatlardan “muamma” söylemekteki ustalığına işaret etmiş, şiirlerine örnekler vermiştir. Daha yakın zamanlarda Rauf Yekta Bey, Suphi Ezgi, Sadedin Nüzhet Ergun, Ruşen Ferit Kam, Itri’nin çeşitli yönleri üzerinde durmuşlardır. Ancak şairliği üzerinde nispeten geniş bir araştırmayı Ruşen Kam yapmıştır. Rüştü Şardağ da son yıllarda bu konuda bir eser yayımlamıştır.

Itri’nin şairliği hakkında Ruşen Kam’ın üç araştırması vardır. Bunlardan ilki 1934 yılında hazırlayıp da bastıramadığı “Divançe-i Itri” adını verdiği eseridir. İkincisi 1942 yılında “Radyo” dergisinde neşrettiği “Radyomuzda Itri” adındaki kısa makalesidir. Üçüncüsü ise “Necati Lugal Armağanı” adı verilen eserde yer alan “Büyük Bestekarımız Itri Hakkında” başlığı altındaki incelemesidir. Rüştü Şardağ’n (tarafımızdan bulunmuş) nota ile kitabının 103. sayfasına aldığı “safa nazar” redifli, Enis ve Nihat’ın aynı redifli gazeline yaptığı naziresi “Necati Lugal Armağanı’nın 62. sayfasında kayıtlıdır. Bunun gibi “Urmasın cismini tige hatt-ı canan dönsün” mısraı ile başlayan gazeli ise divançede mevcuttur. Şardağ’ın kitabının 104. sayfasına aldığı “Kays tek Gülşen-i alemde perişan olduk” mısralı gazeli diğer araştırmalarda yoktur. Şiir alanında da yetkili bir kimse olan Itri’nin , sayısının bini bulduğu ileri sürülen bestelerinin birçoğunun sözlerini kendi şiirlerinden seçtiğini kesin olarak ileri sürebiliriz. “Mesela, Nabi’nin (Bülbül) redifli gazelinin beyitleri üzerine geçirdiği üçer mısra söyleniş tarzları, mana münasebetleri, düzen ve bağlanışları bakımından birbirlerini ne güzel tamamlamışlardır.

Berk-i gül-i gülzarı hıyam eyledi bülbül
Gülşende yine ayş-i müdam eyledi bülbül
Hasıl bu ki tahsil-i meram eyledi bülbül
“Hun-i dili mey, goncayı cam eyledi bülbül”
“Bezm-i gülü naleyle tamam eyledi bülbül”

Dünyayı harab etse n’ola sıyt u sadadan
Ol goncanın açıldığın işitti sabadan
Uşşaka yine zemzeme-bahş oldu me’vadan
“Her nalede bir nahl-i güle kondu safadan”
“Her nağmede tevdil-i makam eyledi bülbül”

Taht-ı çemen olunca yine goncaya temlik
Ezhar-ı bahar eylediler cümlesi tebrik
Kasd etki ki rahat ola şeb-i tarik
“Gevharesini gerçi nesim eyledi tahrik”
“Amma ki güle habı haram eyledi bülbül”

Etmiş yine nuş-i arak-ı şebnem o nalan
Olsa n’ola divane vü Mecnun ü perişan
Ol goncayı gördükçe olup valih u hayran
“Etdi sözün amihte-i şevke-i hicran”
“Mest olmağ ile halt-ı kelam eyledi bülbül”

Terk etdi dil u dide yine rahat u habı
Itri n’ola azm-i çemene etse şitabı
Olmuş yine zincir-i cünun gülşenin abı
“Dün geldi saba sahn-ı çemenden dedi Nabi”
“Hak-i reh-i desture selam eyledi bülbül”

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Acemaşiran-Bileydi dil gibi dilber

Beyâti-Muhabbetin dilimi dağıdar eder bir gün

Bestenigâr-Gamzen ki olâ sâkı-i Çeşme-i siyah-i mest

Buselik-Her gördüğü periye gönül müptelâ olur

Dügâh-Gedayiz baya baş eğmez dili aganımız

Hisar-Cam-i lâlindir senin ayiine rûyi enverin

Hisar-Dili pür istirabım mevce i seylabdır sensiz

Irak-Nevruz bağa serab istemez misin

Isfahan-Gel ey nesimi saba hattı yardan ne olur

Mahur-Bu ne levdir  ne ağız ne güzel gülüştür

Mahur-Cihanı lâl gün iden siriski arguvanımdır

Neva Kâr

Neva-Piyâlelerdeki o ruhsarı âle

Nikriz-Cânı küllâbi seri zülfün çeker senden yana

Nühüft-Mecburi aşkı olduğumu her gören bilir

Pençgâh -Hem sohbeti dildar ile meşrur idik evvel

Pençgâh-Nola tacım gibi başımda götürsem dâim

Pençgâh-Pây-i yâre düşmeye ağyardan nevbet mi var

Rahatü’l-ervah-Unutturur gâmı ol kâmuranı söyletsek

Rast İlâhi-Çün doğup tuttu cihan yüzünü

Rast İlâhi-Müfatinulhüdâ oldu hilâlin Yâresulâllah

Rast Nat-ı Şerif

Rast-Ne bülbülsüz ne giriftâr-ı rengû bu oluruz

Rast Peşrev

Rehâvi-Yine ey rûhi musavver kafesi tende misin

Segâh Âyîn-i Şerif

Segâh-Der mevc-i perişani ima fâsıla nist

Segâh Selâti Ümmiye

Segâh Tekbir

Segâh-Tût-i mûcize gûyem desem lâf değil

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git