Nevşehirli Damad İbrahim Paşa (1662-1730)

İbrahim Paşa tahminlere göre 1662 yılında eski adı Muşkara olan Nevşehir’de doğdu. Babasının adı Ali, annesinin adı Fatma’dır. Yeni bir iş imkânı aramak ve akrabalarını görmek için 1689 yılında İstanbul’a geldi. Bir yakınının aracılığı ile önce sarayın “Helvacılar” bölümüne girdi; sonra “Baltacı” oldu. Daha sonra ise “Kâtip”ler sınıfına geçerek Edirne’ye çağrıldı. Böylece Sultan III.Ahmed’i şehzâdeliğinde tanıyarak yakınları arasına katıldı. Birkaç kez gözden düşme, sürgün edilme gibi olaylar olduysa da düzenli bir şekilde terfi etme imkânını buldu. Böylece 1716’da vezir, 1718 yılında da sadrazam oldu. Daha önce 1717 yılında Fatma Sultan’la evlenerek Saray’a damat olmuştu,bu yıllar Osmanlı İmparatorluğu’nın dış politikasının en karışık yıllarıdır. Bir dizi savaşlar ve bozgunlardan sonra “Pasarofça Andlaşması” imzalanmıştı. İbrahim Paşa aydın ve dirayetli bir vezir olduğundan, geri kalmışlığın nedenlerini o sıralarda görmüş, ilerleme yollarını aramaya başlamıştı. Savaştan çok barışa ihtiyacın olduğunu anlamış ve “Lâle Devri” denen yenileşme hareketlerini başlatmıştı. Önce bayındırlık işlerine ve eğitime önem verdi. Ancak, bu on iki yıllık süre içinde bütünüyle her şeye egemen olamadığından zevk ve eğlence, israf almış yürümüştü. Bütün bunlar hem çıkarcıların, hem de tutucu çevrelerin hoşuna gitmiyordu. Bilindiği gibi Osmanlı Tarihi’nde “Patrona Halil” isyanı olarak bilinen kanlı bir ayaklanma ile bu dönem sonra erdi. İsyancıların isteği üzerine bu ileri görüşlü vezir 30 Eylül 1730 tarihinde boğdurularak idam edildi.

İbrahim Paşa kültürlü, zarif, sanatsever, mûsikişinas bir devlet adamıydı. Aynı zamanda iyi bir Divan şâiriydi. Mûsikiyi kimlerden öğrendiğini bilmiyoruz. XVIII.yüzyılın ilk yarısı mûsikimizin en verimli yıllarıdır. Bu dönemde büyük bestekârlar yetişmiş, mûsikişinaslar korunmuş, Enderûn görevini başarı ile sürdürmüştür. Bu sebeple bu sanatkâr ve sanattan anlayan kişinin böyle bir dönemde sanat hareketlerinden etkilenmiş olması en tabii sonuçtur. Bizzat bestekârlıkla da uğraşıp bazı eserler bestelemesine rağmen onun asıl önemi, sanat ve sanatkârları desteklemiş olmasındandır. Hicaz hümâyun makamında bir kâr’ı ile mahûr makamında bir bestesi biliniyor.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Hicaz Kâr

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git