Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Beslenme Üzerine II

10.09.2017
1.590
Beslenme Üzerine II

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Geçen yazıda, 1989’da ABD’ de tanıştığım, şu anda 110 yaşında ve çok sağlıklı olan Kamboçyalı Budist rahip Bhante Darmawara’dan vd. sağlıkçılardan, doğru beslenme üzerine öğrendiklerimden sizlere de faydalandırma amacıyla bir sohbete başlamıştım. Kaldığımız yerden devam ediyorum. Bir gün bir yabancı arkadaşım demişti ki: “Türkleri savaşla yok etmeye çalışmak boşunadır, onları kimse yenemez. Ama bir Türkü silah kullanmadan öldürmek istiyorsan, üç ay ekmek ve et yedirme, çay-sigara-içki içirme, Kola da verme ve TV seyrettirme!” Önce güldüm, sonra kızdım, ama düşününce hak verdim. Gerçekten, hiç et ve ekmek yiyemesek (pideler, lahmacunlar, ekmek arası dönerler, sosisli sandviçler, hamburgerler, kebaplar, börekler, makarnalar, hiçbiri yok), çay-kola-sigara-içki içmesek, üstelik TV de seyredemesek, halimiz ne olurdu acaba?!.

Toplumumuzun, diğer birçok toplum gibi, etçi ve hamurcu bir toplum olduğunu değişmez bir veri olarak kabul etmek zorundayız. Etin, hele en çok sevdiğimiz kırmızı etin, sağlığa ne kadar zararlı bir besin olduğunu, başta dünyaca ünlü Dr. Walker ve Dr. Weil olmak üzere bütün beslenme uzmanları isbat etmişlerdir. Ama nasıl vazgeçersin? Hadi sen çeşitli sebeplerle alıştırdın diyelim, hayvancılık sanayi olan koca bir toplumu nasıl vazgeçirirsin? İnsanların en zor vazgeçebileceği şey alışkanlıkları, en zor benimseyebileceği şey de doğru olan yeni alışkanlıklar değil midir? Çay gibi, margarin-kola-mekdanılds gibi, kanserojen hayvan artığı salam-sosis-sucuk gibi öldürücü nitratlı besinlerle, konserve (yani ölmüş) posa besinlere, kimyevi madde+boya+şeker karışımı sözde meyve sularıyla salçalara insanlar kolayca alışıyorlar da, makine değil, ilahi bir mucize olan insan vücudunun bunların hiçbirine ihtiyacı olmadığını neden göremiyorlar?… Nasıl görsünler? Sistem bunların öğretilmesine izin vermiyor ki! İnsanımız beslenmeyi doymak, doymayı da karın şişirmek zannediyor. Yiyin iki taze ekmeği, üstünde de için iki şişe suyu! Karnınız güzelce şişer, siz de doydum zannedip ‘Yarabbi şükür’ der kalkarsınız. Ama ‘beslenmiş’ olur musunuz? Asıl konu bu.

Bizim mutfağımızın , lezzet ve zenginlik bakımından, Fransız ve Çin mutfağından sonra dünyanın üçüncü büyük mutfağı olduğu söylenir. Mutlaka doğrudur, ama lezzetin sağlıkla eşanlamlı olduğunu hiç kimse söylememiştir. Ve ne yazık ki damak zevkimizin vazgeçemediği, patlıcan kebabından kuzu fırına, sosisli patates tavadan yaprak dolmasına , fırın makarna ve İskender kebabında kaymaklı ekmek kadayıfına kadar bütün lezzetli yiyecekler sağlığa zararlı; buna karşılık sağlığa faydalı, yani insanı mide hastası yapmayacak ne kadar tabii yiyecek varsa, hepsi biraz sasıdır ve alışılması zordur. Kitabında yüksek sosyeteden hastaların şekilsizleşmiş kalın bağırsağının resmini veren Dr. Walker, damak zevki yüzünden yiyecekleri soysuzlaştırıp mide hastası olmanın şehir medeniyetinin getirdiği bir olumsuzluk olduğunu belirtiyor.

Eskiden köylerimizde yapılan kara ekmeği, Bhante ile tanışmadan önce de biliyordum (her ne kadar onu yiyerek büyümüş değilsek de). Ama kabuğu çıkarılmamış, B vitamini deposu kara pirinci, kimyevi usüllerle beyazlaştırılmamış kara şekeri, bitkisel tuzu, mucizevi soya ile tofu’yu, sağlık açısından ‘normal’ (sun’i gübreli-hormonlu) sebze-meyve ile ‘organik’ sebze-meyve arasındaki farkı, uzun süreli pişirme ile kısa süreli haşlama arasındaki farkı maalesef bilmiyordum. Sırf buğdayın verdiği, beyazlaştırılmış (zararlı) basit karbonhidratla, arpa-yulaf-kepek-çavdar birleşiminin sağladığı faydalı (beyazlaştırılmamış) karma karbonhidratı da bilmiyordum. Patlıcan, biber, patatese yağı iyice emdirerek yaptığımız ‘derin kızartma’nın (deep fry) karaciğer için ne büyük zarar olduğunu da; sebze yemeklerini yağ ile birlikte (etli veya etsiz) posa olana kadar pişirmenin sağlıksızlığını da; yemekle birlikte pişen yağ kimyası bozulup karaciğere zararlı hale geldiği için, bütün sebze ve yeşillikleri haşlayıp üzerine sonradan zeytinyağı koymanın, eğer kızartma yapılacaksa sığ yağda (stir fry) sadece iki dakika çevirip çıkartmanın (Çin usulü) –renklerin yemyeşil kalması ve vitaminlerin ölmemesi bakımından- ne kadar daha faydalı olduğunu da bilmiyordum. Kimyevi sun’i gübrelerle, zararlı böceklerden koruma amacıyla yapılan ilaçlamanın –hormonlu et ve sera malı sebzeler gibi- sebze ve meyveye ne kadar zarar verdiği, bunlar yapılmadan tabii gübre ile ‘organik’ olarak yetiştirilen sebze ve meyvenin, % 25 daha pahalı olmasına rağmen, ne kadar faydalı olduğu da, beslenme konusunda öğrenip uyguladıklarım arasındaydı. (30 Mayıs 1998)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.