Esendere Kültür ve Sanat Derneği

Doğu ile Batı

10.09.2017
1.421
Doğu ile Batı

Cinuçen Tanrıkorur’un “Biraz da Müzik” adlı kitabından alıntıdır

Aynı dünyanın iki parçası doğu ile batı; ama sanki iki ayrı gezegene aitmiş gibi farklılar. Acaba sadece güneşin bir yerden doğup bir yerden batışı mı yapıyor bu kadar büyük farklılaşmayı diye çok düşünmüşümdür. Doğu insanı yeri sever, yerde ve minderde –Türkiye’den ta Japonya’ya kadar çok defa dizlerinin üstünde- oturur, yer-içer-yatar-çalışır-dua eder-müzik yapar (geldiği toprağa geri döneceğini bildiği için, zeminle temasını kesmemeye çalışır). Batı insanı sandalye-koltuk-divana bağlıdır; masa yetmez, bar taburesinde yer-içer, o da yetmez, kokteylde ayakta yer. Hindistan’dayken, toplumun okumuş –zengin kesimine ait insanların dahi yere oturup, salon takımlarını sadece sırt veya kol dayamak için kullandıklarını, gümüş çatal-bıçaklarını yer sofrasına koydukları halde sıvı yiyecekleri dahi elle yediklerini görünce bir hayli şaşırmıştım. Doğuda insanların eve girer girmez ilk yaptıkları ayakkabılarını çıkarmaktır. Batılı için bunun anlamı yoktur, yatağına bile ayakkabılarıyla uzanır. Doğulu misafirini önce oturtur, sonra hal-hatır sorar, ikram sonra düşünülür. Batılı önce eline buzlu bir içki tutuşturur, sonra hal-hatır sorar. Küçükten büyüğe saygı ifadesi de tamamen farklıdır: doğulu genç büyüğünün yanında az konuşacak, fazla soru sormayacak, sigara içmeyecek, bacak bacak üstüne atmayacak, hatta ayaklarını uzatarak dahi oturmayacak şekilde eğitilmiştir. Batılı genç ise babasıyla, ayakları masanın tepesine kalkmış, kolları ensesinde birleşmiş vaziyette konuşabilir ve bunun saygıyla hiç ilgisi yoktur.

Zaman anlayışıda değişiktir doğu ile batıda. Doğulu için saat genellikle kola takılan bir süs eşyasıdır. Saati kendi icad etmemiş ki! O zamanı güneşe göre ayarlar. İki saate kadarki gecikmeler önemsizdir (hatta hiç gelmeyebilir bile). Randevu da pek fazla önem taşımaz. Günün herhangi bir saatinde “Geçiyorduk, uğradık” diye çat kapı ziyarete gelip saatler boyu oturabilirler (ev sahibinin ne işi olabilir ki?). O da yazık, hazırlığı da olmadığı halde, “Allah ne verdiyse” deyip yemeğe buyur etmek zorunda kalır misafirini. Batılı için saatin hayati önemi vardır, çünkü vaktini planlamak ve ihtiyaçlarına göre kullanmak ister. Geç kalacağı veya hiç gidemeyeceği zaman telefon edip özür beyan eder. Zira insan ilişkileri birbirine –saatin iç aksamı gibi- çok sıkı bir ‘kişilik hakkına saygı’ ilkesiyle bağlıdır. Doğulu ise ben-merkezli (egosantrik)tir. Söz verir gelmez, gecikir aldırmaz; zaman sadece kendisinin tasarrufunda ve tüketilemeyecek kadar boldur (mesela Arap ülkelerinde işleriniz “Bukra İnşaallah” (yarın yaparız inşallah) diye habire ertelenir). Batılı için saatler değil, dakikalar dahi önemlidir. Belediye otobüsünün ara duraklara bile hangi saatin hangi dakikasında geleceği duraklardaki tarifelerde bellidir. Bir dakika önce bomboş olan durak, otobüsün köşeden burnunu göstermesiyle, gözleri saatlerinde yolcularla dolar. Çünkü onlar otobüsün zamanında geleceğinden emindirler ve zamanları beklemekle israf edilemeyecek kadar kıymetlidir.

Doğuda kural “uyulmasa da olabilecek” bir süs-kavram’dır; bu yüzden genellikle uymayanlar değil, uyanlar zararlı çıkar (çünkü işler “Al şunu da idare et abi” veya “At bi teklik geç” esasına göre yürütülür). Batıda ise kural toplum hayatının belkemiğidir; batılı adeta nefesini dahi ana rahmindeyken alıştırıldığı bir kurallar sistemine göre alır (bunu sonucu olarak sadece kırmızıda değil, ara sokak kesişmelerindeki DUR levhalarında dahi mutlaka durur, sağını-solunu kontrol eder, kendisinden önce gelip durmuş olana yol verip öyle devam eder). Doğuda yol öylesine gelinip geçilen bir dehliz, kendiliğinden oluşmuş bir patika,bir izdir. Güzel-düzgün-düzenli olması da, temiz olması da gerekmez (onun için doğulu kül tablasını arabasının camından yola boşaltmakta mahzur görmez. Batılı içinse yol –insan hayatıyla ilgili olduğu için- çok ciddi bir ilim dalıdır ve başlıca iki amacı vardır: 1)Yüzünde ve kenarlarında su tutmayacak şekilde inşa etmek, 2) Yaya ve araç trafiğinde kazayı en aza indirecek bütün tedbirleri almak. Çocuğun ve sakatın ele alınışı ise a’dan z’ye o kadar farklıdır ki bir yazı içine sıkıştırılmak şöyle dursun, birkaç yazının hacmini rahatça doldurur (onun için burada girmiyorum).

Yine de Batı, teknolojisiyle dünyayı hep daha fazla küçülterek bütün değer ölçülerini değiştirmeye çalışan doğuyu kendine benzetedursun; doğu, hemen her alandaki –insanların bir arada nasıl yaşayabildiklerine hayret ettiren- muhteşem keşmekeşiyle batılıyı cezp etmeye devam ediyor. Musikimizi notaya ilk geçiren bir Polanyalıydı; sanat tarihi araştırmalarımızın babası bir Fransız. Dilimizin bile en güzel sözlüğünü bir İngiliz , üç ciltlik ilk Türkçe dilbilgisi kitabını İngilizce olarak bir Ermeni yazdı. Harabelerimizi bizden çok yabancılar geziyor. Doğu doğudur; batıda olmayan bütün kusur ve güzellikleriyle.. Batı batıdır; doğuda olmayan bütün kusur ve güzellikleriyle… İki değişik maden, apayrı iki mahlukat gibi. Birbirine dönüştürülemez. Ben zorla yaparım derseniz, hem bedenen, hem fikren anormal yaratıklar (android’ler) elde eder, kurtulmaya çalıştığınız eski özelliklerinizi de mumla arar hale gelirsiniz. (17 Nisan 1999)

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.