Enderûni Hafız Hüsnü Efendi (1858-1919)

Hafız Hüsnü’nün asıl adı Mehmed Hüsnü’dür; 1858 yılında Üsküdar’ın Selimiye Mahallesi, Tekke sokağında doğdu. Babası, Harem İskelesi’ndeki Mehmed Tahir Efendi Câmii’nin imamı Hâfız Mehmed Hakkı Efendi’dir. Mahalle mektebinde okuduktan sonra sesinin güzelliği dikkati çekerek Enderûn’a alındı. Burada yetiştikten sonra 1876 yılında Hırka-i Şerif Câmii müezzinliğine, 1882’de Enderûn’a Kur’an-ı Kerim muallimliğine tayin oldu. 1888’de ayni câmii’n müezzinliğine ve “hademe”liğine getirildi; 1902 yılında ikinci imam oldu. Enderûn’da “Başlala ve Sürreeminliği” görevlerinde de bulundu. Yaşlılığında Ahmed Muhtar Paşa tarafından kurulan Mehterhâne’de hocalık yaptı. Babasının ölümünden sonra bir süre Harem Câmii imamlığı görevini de sürdürmüştür. 1919 tarihinde “dizanteri” hastalığından öldü ve Edirnekapısı mezarlığına defnedildi.

Çok küçük yaşında başladığı “hıfz”ını Enderûn’da tamamladı. Burada düzenli bir eğitim görerek Fransızca ve Arapça öğrendi. Mûsiki hocaları Sermüezzin Rifat Bey’le Hacı Faik Bey’dir. Dini ve mûsiki kültürü genişti. Hakkında bilgi veren bütün kaynaklar, özellikle gençliğinde çok güzel Mevlid ve Kur’an okuduğunu bildiriyor.

Rindmeşrep, delişmen tabiatlı, içkiye düşkün, güzel konuşan, konuşurken kendini dinleten, mûsiki icrâsı sırasında gürültü ve ilgisizliğe tahammül edemeyen bir kimseydi. Katıldığı mûsiki toplantılarında böyle hareket edenlere gereken muameleyi çekinmeden yapardı. Gençliğinde “Sarığı Güzel hâfız” lâkabiyle tanınırdı. Adı aşk dedikodularına da karışmış olan Hâfız Hüsnü’nün bir paşanın genç eşi ile ilişki kurduğu, “Sabâ tarf-ı vefâdan peyam yok mu?” şarkısını bu aşkın ilhamiyle bestelediği söylenir.

Ney çalmasını kendi kendine öğrendi ve bu sazı ileri yaşlarına kadar ustaca kullandı. Çok güzel uslûbu olan bir hanendeydi. Her eseri duyarak ve yaşayarak okurdu. Hayri Yenigün bir yazısında, Hafız Hüsnü öldükten sonra Sultan Vahdettin’in bir adam göndererek neyini satın aldırttığını söylüyor. Son yıllarında sesinin özelliği bozuldu. Bir boğaz hastalığına yakalandığı anlaşılarak Sultan Reşad’ın emri ile ameliyat ettirildi ise de pek yararı olmadı. Sesinin kısık kalmasına rağmen hanendeliğe devam etti.

Günümüze yüz kadar eseri gelmiştir. Bu şarkılar Hacı Ârif Bey geleneğinin bir devamıdır. Eserlerinin içinde çok parlak olanları da vardır. “Çok sürmedi geçti tarab-ı şevki bahârım” güfteli bestenigâr şarkısı, olağan olmayan şartlarda bestelenmesine rağmen çok güzel bir eserdir. Dini mûsiki ile uğraşmış bazı ilâhiler bestelemiştir.

Hâfız Hüsnü uzun yıllar piyasada da çalıştı. Şişhane Yokuşu’nda çalışan Hâfız Burhan’ın takımına dahildi. Burada hem fasıl okur, hem de gazelhanlık ederdi.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Beyati Araban İlâhi

Bestenigar-Çok sürmedi geçti tarâb-ı şevk-i baharın

Bestenigar-Cu idüp gözyaşı ister

Dügâh-Zannetme seni şimdi görüp gönlümü verdim

Hicaz-Hicrinle yanar ah ederim

Hicaz-Söyle güzel sevdiğim neydi

Mahur-Sabâ tarfı vefadan peyam yok mu

Nihavend-Tasdi ediyor zahm-ı firâkın beni ey mâh

Rast-Düşmüş amma aşka izhâr etmiyor

Rast-Ümitsiz bir muhâbbetle harâb oldu vücudum

Saba-Gördün mü felek ettiğini ben dil-i zâre

Sababuselik-Düştü gönlüm sen gibi bir zalime

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git