Kemani Memduh Efendi

Kemani Emin Ağa’nın oğlu olduğu söylenen Memduh Efendi 1868 yılında İstanbul’un Ayvansaray semtinde doğdu. Keman çalmasını babasından öğrendi. Nota bilmez, kemanı pratik olarak çalardı. Sazının akordunu (Sol-Re-La-Re) olarak yapar çok güzel fasıl yönetirdi. İstanbul’un çalgılı kahvelerinde, mesire yerlerinde yirmi-yirmibeş yıl süre içinde aranan, sevilen bir sanatkâr olmuştu. O zamanki deyimlerle “nefs-i mütekellim-i vahde, bihakkın sazını râm etmiş, taksimleri eşsiz, fasıllarda rabıtalı” bir kemani olarak tanıdı. Rauf Yekta Bey bile bir yazısında: “Kemani-i Şehir Memduh Efendi’yi kim tanımaz. Onun kemanından aksendaz olan hazin eninleri duyup da kalbinin en derin köşeleri titremeyeni kendine mahsus bir vadi-i lâtifte icra ettiği taksimlerdeki nağmelerin tesiri altında ruhunun en ince hislerle dolduğunu duymayan var mıdır? Doğrusu kemanimiz emsali arasında bir eşi bulunmaz bir artisttir” demiştir.

Ruşen Kam, teknik bir kemani olmadığını mevcutların iyisi ya da günlerin anlayışına göre iyi kabul edildiğini söylerdi. Memduh Efendi’yi yakından tanıyan Zühdü Bardakoğlu aynı kanıda olduğunu, iyi kompozisyon tekniği olmakla birlikte arabesk nağmelere fazlaca yer verdiğine değinirdi.

Her zaman şık ve siyah elbise giyer, en kaliteli kıravatları takar, kolalı gömlek kullanırdı ve terbiyeli bir kimseydi. O zamanlar keman çalmak isteyenlerin idealiydi. Bir gün Çamlıca’da, bir mûsiki toplantısında yakın bir köşkte oturan tanınmış bir aileden bir hanım onu dinlemiş, âşık olmuş, dedikodular almış yürümüştü.

Loncadan yetişen Memduh Efendi Divanyolu’ndaki evinde oturur, Ârifin Kıraathânesi, Ramazan aylarında döneminin ünlü sanatkârlarıyla Fevziye, Şems Kıraathânelerinde, sâir günler Eptalipos ve Gülistan gazinolarında fasla çıkardı. Yaz günleri ise Kuşdili ve Çırçır’da gözükürdü. Bir ara Nasibin Mehmed, Kanuni Mike, Hanende Karakaş ve Ağyazar’la Eptalipos gazinosunu işletmişlerdir.

Memduh Efendi 1938 yılında İstanbul’da öldü; Edirnekapı Tokmaktepe mezarlığına gömüldü. Sultan II. Abdülhamid onu zaman zaman Saraya çağırarak dinler, ihsanlarda bulunurdu. Bunların birinde başı som altından bir baston hediye etmişti. Bu bastonun ölümünden sonra yeğeni udi Hasan’a intikal ettiği söylenir. 1908 yılında Kapalıçarşı’da açtığı mûsiki dükkânında hem satış yapar, hem de isteyenlere mûsiki dersleri verirdi. Dini inanışı güçlü, ibadete düşkün bir kimsyedi. Yoksulları gözetirdi. Denizden korkar, deniz yolculuğu yapmazdı. Hayli plak doldurmuştur. Çiftetelli ve taksimlerden başka, longa, sirto, şarkı olarak on iki eseri biliniyor.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Hüseyni-Sürmesin mi âşıkın bir dem seninle hiç safâ

Nihavend-Hele bir tane daha nûş edelim

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git