Udi Şekerci Hafız Cemil Bey (1867-1958)

Şekerci Cemil Bey 1867 yılında İstanbul’un Şehzadebaşı semtinde dünyaya geldi. Şehzâde Câmii’nin başimamı Hasan Tahir Efendi’nin üç oğlunun ortancasıdır. Babası, Cemil Bey’in hâfız olmasını istemiş, bu sebeple erken yaşlarında hıfza başlatmıştı. İlkokuldan sonra okuma imkânını bulamadı. Oğlunun hâfız olduğunu gören Tahir Efendi, Cemil Bey on üç yaşında iken vefat etti. Böylece bu sıralarda bir yıl süreyle bedestende bir şekerci yanına çırak olarak verildi. Daha sonra Şehzâde Câmii’nn karşısında bir şekerci dükkânı alarak “Şekerci” lakabını aldı ve ölünceye kadar bu mesleği bırakmadı. İlk mûsiki derslerine on dört yaşlarında, o dönemin ünlü sanatkârlarından Mâbeyinci Basri Bey’den başladı. Dört buçuk yıl süren bu derslerden sonra hem repertuvarını genişletti, hem de ud çalmasını öğrendi. “Daha yirmi yaşlarında iken, İstanbul’un iyi ud çalanlarından bir de Şekerci Hâfız Cemil Bey var” deniyordu. Kısa sürede elde ettiği ünü sayesinde ve çok güzel bir sese sahip olduğundan, on altı yaşında iken Mediha Sultan’a imam oldu. Bu sıralarda ünlü hanende Enderûni Ali Bey’i tanıdı. Türk Mûsikisi’nin bu büyük ustasından, mûsiki sanatımızın en güç konularından biri olan “şed yolları”nı ve makamları öğrendi; bu dersler iki buçuk yıl sürdü. Ayrıca Ali Bey’den geleneksel ses icrâmızın inceliklerini bellemiş ve onun uslûbunu kavramıştı. Mûsiki hüviyetini Ali Bey’i tanıdıktan sonra kazandığı ileri sürülür.

Ud çalmadaki ustalığı, hanendeliği, mûsikiye ait bilgisi ve bestelediği eserlerle padişahın dikkatini çekti. Otuz bir yaşında olduğu halde 1898 yılında Sultan Hamid’in emri ile “hanende, sazende ve muallim” olarak Muzika-i Humayûn’a alındı. Bu görevini sürdürürken de üst düzeydeki ailelere mûsiki derslerine gitmiş, asıl mesleği olan şekerciliği bırakmamıştı. Muzika’da onüç yıl çalıştıktan sonra kendi isteği ile 1911 yılında emekli oldu. Bundan sonra Hıdiv Abbas Paşa’nın davetlisi olarak üç ay için Kahire’ye gitti. Kısa süre için gittiği Mısır’da on altı yıl kaldı; Mısır sarayında mûsiki öğretmenliği yaptı. Bu ülkede çok saygı gördü; hayli öğrenci yetiştirdi; Türk Mûsikisi’nin tanınmasına ve yaygınlaşmasına yardımcı oldu. Orada da şekerciliği bırakmadı. Prens Mehmed Ali Paşa’nın aracılığı ile Saint-Seans’la tanışmıştı.

Mûsiki literatürümüzde Hâfız Cemil Bey, Şekerci Cemil Bey gibi isimlerle tanınan sanatkâr, İstanbul’da iken Bektaşi Nuri Efendi’nin kızı ile evlenmiş ve bu evlilikten yedi çocuğu dünyaya gelmişti. Bunların üçü küçük yaşlarında öldüler. Diğer dört çocuğu baba mesleğini sürdürmüşlerdir. 16 Kasım 1928 tarihinde Kahire’de öldü ve orada toprağa verildi. Kısa boylu, güzel yüzlü, esmer, kısa sakallı, uysal ve iyi huylu bir kimseydi. Musika-i Humayûn’da üniforma ile gezer, özel saz topluluklarına katılır, konaklara ve bâyilere ud ustalığına giderdi.

Udi Cemal Bey bir şarkı bestekârıdır. “Sultanü’l-Cedid” makamını düzenlemiş, aynı makamdan peşrev ve saz semâisi bestelemiştir. İstanbul’da başladığı bestekârlığa Kahire’de de devam etti; orada on altı eser besteledi. Udi Şekerci Hâfız Cemil Efendi, Hacı Ârif Bey’le gelişmeye ve genişlemeye başlayan şarkı edebiyatının değerli ve başarılı bir bestecidir. Şarkılarında genel olarak insanı okşayan, saran bir yumuşaklık, bir içlilik vardır. Makamlarımızın karakter ve estetiğini pek güzel anlamış, şarkılarda kullanılan ritimleri, melodik kuruluş ve prozodi yönlerini ustalıkla bağdaştırmıştır. Ud çaldığı için saz mûsikimize ait birkaç peşrev ve saz semâisi bestelemiştir. Bir peşrev, dört saz semâisi ile kırk kadar şarkısı biliniyor.

Oğlu Nureddin Cemil Sangan 1900 yılında Şehzâdebaşı’nda doğdu. Babasını çevresinde ilk mûsiki terbiyesini aldı; mûsikimizin teknik yönlerini babasından öğrendi. Daha sonra kendi kendine çalışarak bilgisini ilerletti. Bir çok eski mûsikişinasımız gibi nota bilmezdi. Udi ve hanendeydi. Bilinen şarkılarının sayısı otuzbeş kadardır. Bir bölümü de unutulmuştur. Aile geleneği olan şekerciliği sürdürdü. 15 Aralık 1958 tarihinde kalb yetmezliğinden İstanbul’da öldü.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Bestenigâr-İstedin de gönlümü verdim sana

Hicaz-Bir nigâh et ne olur hâlime ey gonca-dehen

Hicaz-Ne küstün bi sebep öyle

Hicaz-Tıflı nakâmın acınmaz

Hicazkâr-Lâyık mı sana bu dil-i sevdâzede yansın

Hicazkâr-Sevdiğim azâdei hicranınam

Hüseyni-Tarfı çemenzâre bakar ağlarım

Hüzzam-Dide sebep hâlet-i dilsûzüme

Karcığar-Ateşi alâm ile yandıkça gönlüm hânesi

Kürdilihicazkâr-Ey melâhat burcunun meh-pâresi

Kürdilihicazkâr-Mahmur bakışı aşıka bin lûtfa bedeldir

Mâhûr-Efgânıma yârim acep imdat

Nihavend-Ezvâk-ı cihân rûyet-i rüyâ gibi geçti

Rast-Şehâbet gitti de elden başımdan gitmiyor sevdâ

Sultânicedid Peşrev

Sultânicedid Saz Semaisi

Sûzinâk-Firkâtine can dayanmaz

Sûzinâk-Hâli dilimi şerh edemem kimseye eyvah

Uşşak-Kaçma didemden  aman ey gül tenim

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git