Leyla Saz (1850-1936)

Leyla Saz musikimizde daha çok Leyla Hanım olarak bilinir.Babası şehreminliği, valilik, tıbbiye nazırlığı, zaptiye müşirliği yapmış olan Dr.İsmail Hakkı Paşa’dır. Leyla Hanım 1850 yılında İstanbul’da doğdu. 1853-1860 yılları arasında Sultan Abdülmecid’in kızı Münire Sultan’ın maiyetinde Dolmabahçe Sarayında yaşadı. Ayrıca babasının konağında da özel hocalardan öğrenim görüyordu. Sultan Abdülmecid’in ölümünden sonra, şartlar değişince İsmail Hakkı Paşa, Girit valiliğine atandı. Gemi ile Girit’e giderken Atina Üniversitesinde öğrenim görevlisi olan ve beş dil bilen matmazel Elizabet Kontaksaki’yi tanıdı. Daha sonra dostluğu ilerleterek Fransızca ve eski Yunancayı ondan öğrendi.Rumca ve Fransızca şiirler yazıp, bunları matmazele düzelttirdi. Bu suretle yedi yıl süre ile bu adada yaşadı. Giritli Fatinefendi-zade Sadık Efendi’den genel kültürünü ilerletti. Anılarında bu derslerden çok yararlandığını, kısa sürede konuları kavradığını, aruzu Sadık Efendi’den öğrendiğini anlatır.

İsmail Hakkı Paşai Girit valiliğinden önce İzmir valiliği de yapmıştı. Girit valiliğinden sonra ikinci kez İzmir valisi olunca, 1867 yılında Leyla Hanım da İzmir’e gitti.Vilayet mektupçusu olan Sırrı Efendi’yi kıyaben mektuplarından tanırdı. Sırrı Efendi de babasından dolayı Leyla Hanım’ın şiirlerini okur beğenirdi. Daha sonra Giritli Sırrı Paşa adını alacak olan Sırrı Efendi ile bu münasebetle evlenmiş oldu. Eşi ile birlikte Tuna vilayetine bağlı Prizren. Rusçuk, Anadolu illerinden Trabzon ve Kastamonu’yu dolaştı. Her gittiği yerde bir şeyler öğrenmek, gördüklerini bir yere kaydetmek alışkanlığında olan Leyla Hanım, edebiyatçı kişiliğini de buralarda geliştirdi. Bol bol okuyup çalışarak bilgi dağarcığını genişletti. Ermenice bile öğrendi.

Eşinin görevi sebebi ile İstanbul’da bulunmadığı yıllar ayrı tutulursa sarayla ilişkisini kesmediğini, her görev değişikliğinde İstanbul’da kalışlarında saraya gidip geldiğini anılarından öğreniyoruz. Bu sebeple sarayın eğitim ve sanat hareketlerinden çok yararlandı. 1895 yılında eşinin ölümünden sonra İstanbul’a yerleşti. Leyla Hanım’ın dört çocuğu olmuştur. Yusuf Razi beyle, Mimar Vedat bey oğludur. Büyük kızı Nezihe hanım İstanbul Belediye Konservatuarında piano öğretmenliği yapmıştır. Küçük kızı, profesör Mehmet Ali Ayni ile evliydi. Kendisi uzun yıllar Bostancı’daki köşkünde oturdu. Şiirleri, notaları ve “Saray Adat-ı Kadimesi” adındaki anıları Girit ve Prizen notları köşkle birlikte yanınca son yıllarını damadının Kızıltoprak’taki evinde huzur içinde geçirdi. Bu olayı anlattığı şiirinin bir bölümü şöyle:

Yandı köşküm pılım pırtım bucağım
Söndü hiç tütmemek üzre ocağım
Heder oldu çekilen bunca emek
Ne evim kaldı, ne bahçem, ne çiçek
Ne sazım kaldı, ne nağmem, ne nota
Ne masam kaldı, ne minder, ne oda
Ne kalem kaldı, ne defter, ne kitap
Her ne yazdımsa bütün oldu yebab
Bir ağızdan ederek hep feryad
Elbet etmişler idi istimdat
Yandı mahvoldu bütün asarım
Varmış oğlumda biraz eş’arım
………………………….
………………………….
Yapılsa ev alınır hepsi yine
Konmaz asar-ı güzidem yerine
Başka hepsindeki his, vak’a, hayal
Şimdi tekrarı ise emr-i muhal

Son mısraları ise şöyle devam ediyor:

Aradım, topladım ettim itmam
Bende mevcut idi mevcut makam
Deyiverdim hem bu imiş hükm-i kader
Gam da elbet ömrüm gibi elbet geçer.

Leyla Hanım Abdülmecid, Abdülaziz, V.Murat, II.Abdülhamit, Mehmed Reşat ve Mehmed Vahdettin ile cumhuriyet dönemlerini gördü. Evi bir sanat evi gibiydi.O dönemin edebiyat ve sanat adamları, musikişinasları her Perşembe günü toplanırlar, akademik sohbet yaparlardı. Kensisi de eski edebiyatımızı ve divanları incelemiş bir kimse olarak bu tartışmalara katılır, her toplantının sonunda musiki icra edilirdi. Hafız Aşir Efendi, Hafız Osman Efendi gibi şöhretli ses sanatkarları sık sık konağa gelirlerdi. Bu toplantılarda bazen piyano, bazen armonika çalardı.

Bir “hanımefendi” ve aydın bir Türk kadının olarak “harem-selamlık” gibi gereksiz gelenekleri bir yana itmiş ve örtünmemişti. Ölümünden birkaç yıl önce “Saz” soyadını aldı. Bunun anlamını soranlara “kendimi bildim bileli günüm onsuz geçmedi” derdi. Ölümüne yakın aylarda bir felç geçirmişti. Üç gün önce ise, Kemani ihsan ile Udi Mısırlı İbrahim Efendi ziyaretine gelmişler, isteği üzerine bir eser çalmışlardı.Gözlerini kapadığından dinlemediğini sanan sanatkarlar, her nasılsa bir falso yapınca gözlerini açarak onları ikaz etmişti. Nihayet her ölümlü gibi Leyla Hanım da 6 Aralık 1936 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Nuruosmaniye Camiinde kılınan cenaze namazından sonra 7 Aralık 1936 günü Edirnekapı Şehitliğinde toprağa verildi.

-Tanzimat’dan sonra hayat ve sanat alanlarında kendinin göstermeye başlayan garp temayülü, günün birinde bu ülkede musikinin yüksek zümre arasında revacını sağlamış, imparatorluk sarayının harem ve selamlık dairelerinde Avrupa’dan getirtilen öğretmenler sultanlara, şehzadelere, genç ve istidatlı saraylılara musiki dersleri vermeye ve muhtelif aletleri öğretmeye başlamışlardı. İşte Leyla Hanım da sarayda ilk piyano dersleri alanlardan biridir.Bu sebeple musiki çalışmalarına çok erken yaşlarda başladı.Sarayda bulunduğu yıllarda herkesin piyano çalmayı öğrendiğini , kendisinin de bu sırada ders aldığını, Batı musikisini tanımaya çalıştığını anılarında anlatır.Sarayın dışındaki çevresi de onu bu sanata itiyordu. Özel musiki toplantıları ve burada yapılan meşkler gibi vesilelerle Haşim Bey, Rıfat Bey, Medeni Azizi Efendi, santuri İsmet Ağa, kanuni Ethem Efendi’yi tanımışsa da, onun asıl hocası Medeni Azizi Efendi’dir. Azizi Efendi’yi 1876 yılında tanımış, hocasının ölümüne kadar düzenli bir şekilde ders almıştır. Anılarında bu hocasından “üstad” diyerek söz eder. Nikoğos ve Astik ağalardan da yararlandı. 1899 yılında tanıdığı Astik Ağa, Prens Halim Paşa’nın Zekai Dede, Behlül Efendi, Kamil Efendi ve Aziz Efendi’den elde ettiği koleksiyonunu bölüm bölüm Leyla Hanım’a getirir ve her hafta meşk ederlerdi.

Osmanlı hanedanına ait çeşitli saraylarda, özellikle Adile ve Esma sultan saraylarında çok iyi yetiştirilmiş saz takımları vardı. Her sarayda Batı Musikisi sanatkarları ile incesaz ve kabasaz takımları da bulunuyordu. Çocukluğunda bu ortamda Batı musikisi öğrenmiştir. Pek çok kalfa ve cariye piyano, lavta, kemençe, tanbur,flüt, klarnet çalıyordu. Bu atmosfer içinde yetişen Leyle Hanım “kulaklarım işitme hizmeti için halk olduğunu idrak ettiği andan beri, çok iyi sazendeler ve hanendeler dinleyerek geçirdiğim seneler, bendeki musiki sevgi ve düşkünlüğünü kuvvetlerndirmiştir” diyor.

Bu sanat ortamında tanıdığı musikişinasların kimini dinleyerek, kiminden de bizzat ders alarak musiki sanatımızda olgunluk düzeyine ulaşmış ve iyi bir bestekar olmuştu. Şiirden çok musikide başarılı olduğunu kendisi söylemiştir. Leyla Hanım’ın bestekarlık sanatı hakkındaki bir yorumu şu satırlardan okuyalım: “…Leyla Hanım’ın bestekarlık alanında çeşitli makam ve usullerde ikiyüz kadar şarkı bestelemiştir. Umumiyetle iyi bir melodi ve ritim duygusunun mahsulu ve hassas bir gönlün temiz, samimi lirizminin ses halindeki tezahürleri olan bu eserler, son devrin yegane kadın bestekarına cemiyet içinde de layık olduğu ilgi ve önemi kazandırmıştır. Bu sempati hala aynı sıcaklığı ile gönüllerimizi ısıtmaktadır.”

Bestelerinin sayısı ikiyüzü aşkındır.Sözlerinin çoğunu kendisi yazmıştır. Diğerlerini ise Süleyman Nazif, Recaizade Mahmud Ekrem Bey, Yaşar Şadi, Nabi-zade Nazım, Samih Rıfat, Arif Hikmet Bey ve Nigar Hanım’ın şiirlerinden seçmiştir.Köşkü ile birlikte notaları yandıktan sonra eserlerin yeniden toparladı. Bunlardan bir bölümü, bazı yanlışlıklar olmakla birlikte”Külliyat-ı Musiki” adı altında bastırıldı.

Eserlerinin tamamı şarkı formundadır ve hepsi tespit edilememiştir. Büyük formlarda eser bestelememiştir. Bestekarlık açısından tekniği sağlam ve güzel eserlerdir.Dikkatle incelenirse geçki tekniğini çok iyi bildiği görülür. Birkaç marş da bestelemiştir. “Yaslı gittim şen geldim” sözleriyle başlayan türküye benzeyen bir bestesi bu arada sayılabilir.

Şair Leyla Hanım bestekar Leyla Hanım kadar başarılı değildir. Bir röportajında şiir yazmaya on dört yaşında başladığını söylemiş. Birkaç şiiri kendisinden habersiz olarak o zamanki dergilerde yayınlanmış. Zaten manzum mensur eserlerinin az bir bölümünün yayınlanmasına izin vermiştir. Şiirlerinde hem aruz hem de hece kalıplarını kullanmıştır. Türkçesi o zamanki dil anlayışının aksine sade ve özentisizdir. Yangın sırasında şiirleri de yandığı için, kalanlarını ve unutmadıklarını toplayarak “Solmuş Çiçekler” adı altında, Abdülhakhamid Tarhan’ın bir önsözü ile yayınlanmıştır.

Edebiyatçı Leyla Hanım’ın asıl başarısı düz yazıdadır. Çocukluğundan başlayarak babasının ve eşinin resmi görevle bulunduğu yerleri sadece görmekle kalmamış, usta bir gözlemci ve araştırmacı olarak yazıya dökmüştür. Hele Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi sarayları ile sultan saraylarındaki harem hayatını,sanat olaylarını ve musiki öğrenimini, yüksek tabaka arasındaki gelenek ve görenekleri renkli tablolarla sonsuzlaştırmıştır. Leyla Hanım’ın bu eseri, pek çok benzeri olmakla birlikte, bu hayatı bizzat yaşayan bir kimsenin kaleminden çıktığı için önemini her zaman koruyacaktır. Hatıralarının “Harem-i Hümayun ve Sultan Sarayları” bölümü ilk kez büyük oğlu Yusuf Razi Bey tarafından Fransızcaya çevrilerek Almanya’da mecmualarda yayımlandı; daha sonra Çekçeye çevrilerek Prag’da basıldı. Yeni harflerle yakın zamanlarda Milliyet gazetesi yayınları arasında çıkmıştır.
Dr.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmışdır.

Bestenigâr-Neşvem emelim sen iken ey necm-i ziyâdâr

Hicaz-Acap hali dili pür ıztıraba aşna yok mu

Hicaz-Bilirim kalbini cânâ bilerek aldanırım

Hicaz-Esirindir benim gönlüm güzel gözlüm

Hicaz-Ey nazlı dilber gönlünde gittim bilmem ki nittim

Hicaz-Haberin yok mu senin ey dil-i zâr

Hicaz-Yaslı gittim şen geldim

Hicaz-Zevk-i sevdâ  duymadın âşık-perestâr olmadın

Hicazkâr-Ey bağ-ı cânım süseni

Hicazkâr-Hasretle sine çak gâribu mukadderim

Hicazkâr-Nerdesin nerde acep gamla bıraktın da beni

Hicazkâr-Neşide-i Zafer Marşı

Hüseyni-A kız uyanık mısın

Hüzzam-Ağlayıp da dil harab etme beni

Hüzzam-Duymasın kimse yine kalbi olan feryâdımı

Hüzzam-Ey nahl-i vefâ gül-bin-i ârâyiş-i cânım

Hüzzam-Ey sabâh-ı hüsn-ü anın

Hüzzam-Harâb-ı intizâr oldum aman gel

Karcığar-Yürü hey bi vefa hercai güzel

Kürdilihicazkâr-Çeşmânını göster de gözüm yaşını dindir

Kürdilihicazkâr-Nazarın fikrine nur efşandır

Mahûr-Bir gece şu bahçeden bir ses getirmişti sabâ

Mahûr-Etmedin asla terahhüm pek çok üzdün cânımı

Müstear-Gönül ölmedinse uyan

Neveser-Sen anamızsın vatan

Neveser-Sen bir bebeksin nazlı çiçeksin

Nihavend-Nâr-ı aşkın sine-i mecrûhumu sûzan eder

Rast-Benzer mi mâha vech-i münirin

Rast-Firakınla perişan oldu halim

Rast-Meyi aşka gönül peymâne olsun

Sultaniyegâh-Dilberim terk-i sebâtâ  her zaman âmâdedir

Sûzidil-Âsuman ağlar hem inler giryebâr oldukça ben

Sûzidil-Bu gönül sevmeyecek gayri dedimde kandım

Sûzidil-Durmadan aylar geçer yıllar geçer gelmez sesin

Sûzidil-Mâni oluyor hâlimi takrire hicâbım

Sûzidil-Sevdim seni sevmek ne demek anlamadın sen

Sûzinak-Munis nazarından dökülen vâde inandım

Sûzinak-Sen nazenin ey dil pesendim

Şedaraban-Ben sana hasreylemişim ömrümü âmâlini

Şehnâz-Dayayıp dest-i hüner mendine sevdâlı serin

Şevkefzâ-Semayı hüsnü ansın sen

Şevkefzâ-Yâr gelsin versin ol peymânemi

 

 

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git