Tanburi Zeki Mehmed Ağa (1776-1845)

Zeki Mehmed Ağa, tanburi ve bestekâr Numan Ağa’nın oğlu, altı çocuğunun beşincisidir. 1776 yılında İstanbul’da doğdu. Küçük yaşında babasından tanbur çalmasını ve mûsiki öğrenerek Sultan III.Selim zamanında, babasının hoca olarak bulunduğu Enderûn’a “Çavuş Mülâzımı” olarak alındı. Özellikler Tanburi İzak’tan yararlanarak bu sanatın bütün inceliklerini öğrendi.Zamanla tanbur icrasında üstün bir ustalık kazanarak, daha babasının zamanında büyük üne kavuştu; Enderûn geleneklerine göre çavuşluğa terfi ederek III.Selim ve II.Mahmud dönemlerinde saraydaki “Huzur Fasılları” na katıldı. Daha sonra Sultan II.Mahmud’a muhasib oldu. Sarayda babası ile aynı ilgiyi gördü. Numan Ağa’dan ve İzak’tan yararlanmakla birlikte tanburu onlara benzemeyen, değişik ve güzel bir uslûbla çalardı. Çok titiz ve geçimsiz bir yaratılışta olduğundan, belki de kıskançlığından, oğlu Osman Bey’e bile tanbur öğretmemiş, bu yüzden olsa gerek hayli eseri unutulmuştur. Sultan Abdülmecid’in saltanatının gören Zeki Mehmed Ağa’nın ,bilhassa II.Mahmud zamanında sarayda geçirdiği günlere ait bazı tarihi hatıraları, o zamanın sıkıntılı ve külfetli uslûb ve edâsından biraz olsun kurtararak okuyalım:

“…Sene 1227 (1860); öteden beri Beykoz civarında iştihar ve deniz kenarında itibar bulan Hünkar İskelesi nam mesiregâha işbu Şaban’ın iptidâsı olan Perşembe günü saltanat binişi olub, muayyen vakide Padişah kayıklar ile mezkûr mahale vardıktan ve kurulan otağa indikten sonra, öğle namazının edâsını müteakib mûtad olan pehlivan güreşleri birkaç saat imtidat ve seyri ile mütelezziz olmayanlar, lisan-ı hal ile feryad etmekte iken tüfekçi yamağı olan ağalara, tüfek ağaları ferman ve her biri bir yüzden derdine derman bulup, ancak içlerinden Kilerli Salim Bey ile Hazinedeki İbrahim Ağa ile ilk atışlarında destiyi kırdıkları karin Tahsin ve âferin olunca, bir anda saz hoş âvâze rağbet izhar ve bu vesile ile cümlesinin çehresine kan geleceği âşikâr olmağın, heman çengi çegâne ne nâle-i nay ü tanbur ve keman mizac-ı zamâne gibi feryad ü figane başladıkları ile serhâne-i sazende-i saz senâ ve mülâzime-i meşk hâne-i ehl-i hevâ olan Tanburi Zeki Ağa ve ricâl-i hanendeden Kömürcü-zâde musâhib Hâfız Efendi makam âşina olmakla Hicaz’dan taksime âgâz ve hıtamında cümle hanendelerin ittifak ve iştirakiyle,

“Bülbül gibi feryad ü figânım”

Bestesine girilip mezkûr fasıl teferruatiyle icrâ edildikten sonra avdet edildi….”

Oğlunun Enderûn’a alınması için, Padişah da dahil, ileri gelenleri çok rahatsız ettiği söylenir. Eşinin şikâyeti üzerine bilinmeyen bir sebeple 1820 yılının ortalarında Midilli’ye sürgün edildi. Bir yıl orada kaldıktan sonra 1821’de bağışlanarak saraydaki görevine iade edildi. Hamami-zâde İsmail Dede’nin Hicaz’a gittiği yıl o da gitti. Şöyle bir olaydan söz edilir: Hacca gitmeğe niyet edince veda için Kedhüdâ-zâde Arif Efendi’ye gelerek bu münasebetle saz çalmaya tövbe edeceğini söylemiş. Arif Efendi ise “… Yok olmaz, Arafat’ta bile çal” demiş. Aynı yerde ve aynı hastalıktan Mekke’de öldü. Ölümü üzerine Kıbrıslı-zâde İsmail Hakkı Efendi şu tarihi düşmüştür:

“Râhâtü’l-ervâh çaldı göçdü tanburi Zeki” (H. 1262, M.1845)

Türk Sanat Mûsikisinin en büyük saz mûsikisi bestekârlarından biri olan Zeki Mehmed Ağa, sözlü eserler de bestelemesine rağmen titiz yaratılışı gereği verimli olamamıştır. Daha doğrusu bir peşrev bestekârıdır. Bunlardan ferahnâk, mahûr, zâvil, ferahfezâ, ırak, nevâ, hisar-bûselik, şehnaz bûselik peşrevleri en tanınmış olanlarıdır. Ferahnâk makamındaki peşrevini Şakir Ağa’nın isteği, Ferahfeza makamındaki peşrevini ise Sultan II.Mahmud’un emri ile Dede Efendi’nin takımı için bestelemiştir. Hacı Sadullah Ağa’nın arazbar bûselik faslının peşrevi de Zeki Mehmed Ağa’nındır.

Sözlü eserlerinin sözleri halk şiirine yakın şiirlerden seçilmiştir. Bunlardan Divan Edebiyatı’nın ağır ve ağdalı havası yoktur. “Olmadım ben sana derstres” Sabâ-Bûselik, “Gayet güzelsin ey melek” Evç, “Bi-mürüvvet pür cefâsın” Suznâk, “Uyup ağyardan sen yana” Şevkefza, “Hiç eşin yok nevcivansın” Süznak, gibi şarkıları bunun en açık delilidir. Mûsiki eseri olarak ondört peşrevi ile altı kadar şarkısı biliniyor.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Acembûselik Peşrev

Arazbarbûselik Peşrev

Evç-Gâyet güzelsin ey melek

Ferahfeza Peşrev

Ferahnâk Peşrev

Ferahnâk Saz Semaisi

Hicazkâr-Hiç eşin yok nevcivansın

Hisarbûselik Peşrev

Irak Peşrev

Nevâ Peşrev

Şehnazbûselik Peşrev

Şehnazbûselik Saz Semaisi

Şevkefza-Uyup sen ağyardan

Zâvil Peşrev

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git