Sultan ll.Mahmud (1734-1839)

Sultan II.Mahmud 20 Temmuz 1784 tarihinde Topkapı Sarayı’nda doğdu. Osmanlı tahtının otuz birinci padişahıdır. Babası Sultan I.Abdülhamit, annesi Nakş-i Dil Valide Sultan’dır. Batılı kaynaklar annesinin Fransız olduğunu ileri sürmüşlerse de elde kesin bir belge yoktur. Eğitimi saray geleneklerine göre yapıldı.Şehzâdelere özgü özel hocalardan Arapça, Farsça, Edebiyat ve Akaid okudu; binicilik ve askerlik oyunları öğrendi. Devlet yönetimine yabancı kalmaması için gerekli bilgiler verildi. Amcası Sultan III.Selim’in çocuğu olmadığı için, tahta çıkmasına iki yıl kala veliaht ilân edildi. Sultan III.Selim’in tahttan indirilerek bir yıl sonra şehid edilmesi sırasında bir avuç ileri görüşlü saray adamının, özellikle kendisini çok seven Cevri Kalfa’nın gayreti ile mutlak bir ölümden kurtularak 28 Temmuz 1808 tarihinde Osmanlı tahtına oturdu.

Bu ileri görüşlü, aydın padişahın hayatı Osmanlı İmparatorluğu’nun en çalkantılı dönemlerinden birine rastlar. Otuz bir yıllık saltanatı süresince rahat bir nefes aldı sayılamaz. Alemdar Mustafa Paşa’nın öldürülmesinden sonra “Yeniçeri Ocağı” nın söndürülmesine karar verdi. Osmanlı Tarihi’nde “Vak’a-yı Hayriye” adını alan bu önemli olaydan sonra Balkan milletlerinin isyanları, Kırım Savaşı, Mısır valisi Mehmed Ali Paşa’nın isyanı, oğlu İbrahim Paşa’nın Kütahya’ya kadar gelmesi, daha pek çok iç ve dış sorunlar birbirini izledi.

Amcasının başlattığı yenileşme hareketlerini sürdürmek istiyordu. Yeniçerilik tarihe karıştıktan sonra, bu kuruluşa organik bağı olduğu sanılan Bektaşi tekkelerini kapattı. Yeni bir ordu kurmaya karar verdi. Toplum düzeninin sağlanmasına ve bayındırlık işlerine hız verdi. Önce bir giyim yasası çıkartarak tek giyime yöneldi. İlk Galata Köprüsü’nü ve Beyazıd’daki yangın kulesini yaptıran da bu padişahtır. Bunca sıkıntıların bilgisizlikten, Batı’daki ilerlemeleri bilmemekten ileri geldiğini çok iyi bildiğinden, Avrupa’dan öğretmenler getirterek Harbiye, Bahriye ve Tıp okullarını açtırttı. Hattâ, Enderûn’dan bir grup öğrencinin eğitim için Avrupa’ya gönderilmesini emretti ise de tutucu çevrelerin baskısı ile bundan vazgeçmek zorunda kaldı. Bütün bu yenilikler koyu bir tutuculuk içinde bulunan halk tarafından önceleri hoş karşılanmamıştı. Kendisine “Gâvur Padişah” denmeğe başlandı. Bu sebeple Mehmed Ali Paşa, Osmanlı toplumunca bir kurtarıcı olarak kabul edilmişti. Sultan Mahmud bildiğinden şaşmadı; düşündüklerini uygulamaya devam etti.

Bunca güçlü olaylar, türlü sıkıntılar padişahı yormuş ve yıpratmıştı. Zaten akciğer vereminden rahatsızdı. Son yıllarını sürekli hasta olarak geçirdi. Nihayet yine bir Temmuz günü, 1 Temmuz 1839 tarihinde, kızkardesi Esma Sultan’ın Çamlıca’daki Sarıkavak’ta bulunan sarayında hayata gözlerini yumdu. Onun adına izafeten “Türbe” denen semtteki Sultan Mahmud Türbesi’nde toprağa verildi.

Mûsikişinaslığı

Tarihçi Ata Bey’in verdiği bilgilere göre mûsiki öğrenimine amcası Sultan III.Selim’in şehzâdeliği sırasında başladı. Tanbur ve ney çalmasının amcasından öğrendi. Yapılan mûsiki toplantılarına katılarak eski eserlerimizi meşk etti. XVIII. Yüzyıl sonu ile XIX. Yüzyıl başında yaşamış olan mûsikişinaslar düşünülecek olursa, bu değerli insanlardan çok şeyler öğrendiği ve derin bilgi edindiği anlaşılır. O da Mevlevilik tarikatına girmiş, Mevlevi olmuş ve dini mûsikimizi yakından tanımıştı. Tanbur ve ney çalan bu padişahın icrâ özelliklerin bilmiyoruz; ancak kudretli bir hanende olduğu tarihi kaynaklar haber veriyor. Ata Bey sesinin “Davudi” olduğunu, haremde bulunan fasıl heyetinin başı olan ve Cevri Kalfa’nın yetiştirmesi tanburi Şevk-i Dide Kalfa’nın ısrarı ile çok güzel taksim ettiğini, fasla katıldığını söylüyor. Bestekâr Leylâ Hanım da anılarında Esma Sultan Sarayı’ndaki saz ve ses topluluğunun mûsiki icrâ ettiğini, Sultan Mahmud’un bu toplantılara katıldığını, hattâ güzel Tanbur çalan Darçın Kalfa’ya “Darçın Gülü” nakaratlı bir şarkı bestelediğini anlatır.

Türk mûsikisini bu kadar yakından tanıyan, bilen ve çok iyi bir bestekâr ve icrakâr olan, hem sazı, hem de sesi ile bu güzel sanatımıza hizmet eden bu büyük hükümdarın, mûsikimize ilk darbeyi vurması anlaşılmaz bir olaydır. Enderûn’un ihmal edilmesi, Saray Bandosu’nun kurulması, Türk mûsikisine eskisi gibi önem verilmemesi hep bu padişahın zamanında olmuştur. Türk Mûsikisinin devlet koruyuculuğundan ayrı tutulmasının, halka sığınmasına zorlanmasının ve yozlaşmasına göz yumulmasının temeli yine bu yıllarda atılmıştır.

Sultan II.Mahmud mûsiki geleneklerimize bağlı olarak eser veren bir bestekârımızdır. Hiç şüphesiz amcası ayarında bir mûsikişinas değildir. Daha çok şarkı formunda renkli ve hareketli eserler bestelemiştir. “Ebrûlerinin zahmı nihandır ciğerimde” güfteli Kalenderisi gerçekten güzel bir eserdir. Elimizde 1 Marş, 1 Kalenderi, 1 Tavşanca, 22 Şarkı olmak üzere 25 eseri bulunuyor.

Hattatlığı

Genel kültürü geniş olan bu sanatkâr padişah aynı zamanda iyi bir hattattı. Sülüs ve nesih türü yazıları Mahmud Vasfi Efendi’den öğrenerek “icâzet” aldı. Celi türü yazıda hocası Mustafa Rakım Efendi’dir. Pekçok levhası Topkapı Sarayı’nda bulunuyor. Bir bölümü de başka koleksiyonlardadır. Bazıları da kaybolmuştur.

Şairliği

Sultan II.Mahmud, yine amcası kadar olmasa da, şiir ve edebiyatla uğraşmış bir devlet adamıdır. Divan edebiyatı anlayışı içinde yazdığı şiirlerden çok halk şiirine yakın, ona benzeyen şiirler söylemiş, eserlerinde “Adli” mahlasını kullanmıştır. Bir padişah olarak saray kültürü içinde yoğrulmuş olmasına rağmen, halk zevkinden ve şiir geleneklerinden uzak kalmamıştır. XIX. Yüzyılın çok sanatkârı gibi bu yolda ilerlemiş, Tanburi Çavuş geleneğini sürdürmüştür. Bu şiirlerinin çoğunu kendisi, bazılarını da çağdaşı olan bestekârlar bestelemiştir. “O dökülen kumral saç” mısraı ile başlayan, hece kalıplarına göre söylenmiş şiirini Nikoğos Ağa bestelemiştir. Şiirlerinde iki örneği sunuyoruz:

Ne ararsan sende mevcûd,
Zevk mevsimi etti vürûd.
Şâh-ı cihân kıldı hoşnûd,
Zevk mevsimi etti vürûd.

Zevk eylesen çok görmez el,
Bu âna dek kırmadın tel.
Olmaz kimse sana engel,
Zevk mevsimi etti vürûd.

Zevk eylemek eyyâmıdır,
Fasl-ı bahâr hengâmıdır.
Hep güzeller seyrânıdır,
Zevk mevsimi etti vürûd.

Terk eyleme hiç rahatın
Bilen bilir sadâkatın.
Geçir de gel bir saatin
Zevk mevsimi etti vürûd.
*******
Düştü gönül bir güzele,
Saydeylesem bir kez hele
Zevk ederdim şu âlemde
Piyâleyi alsam ele.

Etme cefâ, eyle vefâ
Fettan, farzı eyle edâ.

Her hünerde yegânedir
Matlabınca bir tanedir.

Gülnihal bir gonca femdir
Uşşâkına cânânedir.

Etme cefâ, eyle vefâ
Fettan, farzı eyle edâ.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Acemkürdi-Açıldı serteser güller

Acembûselik-Aldı aklım yine bir nevres

Acembûselik-Ey sinesaf-ı lâl-i mül

Beyâti-Ey şâh-ı cihan eyleye Hak ömrünü efzun

Bûselikaşiran-Pek hahişi var gönlümün

Evçbûselik-Düştü gönül bir güzele

Ferahfeza-Sevdim yine bir mehveşi

Hicaz-Söyleyemez miydim sana ey gülizâr

Hisarbûselik-Aman ey şuhi nâzende

Hüzzam-Güller açıldı geldi yaz

Mahur-Aldı aklım bir gonca leb

Muhayyerbûselik-Ey gonca-i nazik tenim

Müstear-Sevmez miyim ey şuh seni

Rast-Hüsnüne olmadan mağrur

Suzidilâra-Nihâli kâmetin bir gülfidandır

Şedaraban-Mânend-i meh etti zuhur

Şevkutarab-Ey gül nihâli işvebaz

Tâhir-Bulsun ikbâl devletin

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git