Seyyid Mehmed Nuh ( ? -1714)

Diyarbakır’ın eski çağlardaki adı Amida idi. Sonraları Amid ya da Kara Amid denmiş, daha sonra Diyar Bakr olmuş, bazı fonetik değişikliklere uğrayarak Diyarbekir durumuna gelmiştir. Şehrin adı 1938 yılında Diyarbakır olarak değiştirilmiştir. Özellikle ilk zamanlarda Osmanlı egemenliği altında büyük imar hareketlerine sahne olmuş, bir, ilim ve ticaret merkezi durumuna gelmiştir. Câmiler, kervansaraylar, medreseler yapılmış, dokuma sanayi gelişmiş, bir kültür ortamı doğmuştur. Bu yüzyıllarda Diyarbakır’dan yetişmiş pek çok ilim ve sanat adamına rastlanır.

Seyyid Mehmed Nuh bu şehirde bilmediğimiz bir tarihte doğdu. Memleketinde düzenli bir eğitim gördü. Genç yaşında İstanbul’a gelerek bilgisini ilerletti. Mûsikiyi kimlerden öğrendiğine dair hiçbir belge yoktur. Sultan IV.Mehmed’in (1648-1687) saltanat yıllarında üne kavuştuğu göz önünde tutulursa, mûsiki sanatımızın en parlak dönemini yaşadığı bu yıllarda Enderûn mükemmel bir öğretim kurumu olarak çalışıyordu. Yine bu dönemde Hâfız Post, Buhûri-zâde Mustafa Itri, Yahya Nazım Çelebi, santuri Ali Ufki Bey ve daha başka sanatkârlar hayatta idi. Herhalde Seyyid Nuh istidatlı kişiliğini bu ortamda geliştirdi. Bir yandan dönemin pâdişahı, diğer yandan Selim Giray Han sanatkârlara yardımcı oluyor her iki sarayda muhteşem fasıllar ve edebi sohbetler yapılıyordu. İşte Seyyid Nuh da usta bir hanende olarak bu sanatkârlarla birlikte büyük ilgi gördü; bu iki hükümdarın bizzat takdirini kazandı. İstanbul’da uzun yıllar parlak bir sanat hayatı yaşadıktan sonra, Sultan III.Ahmed’in saltanat yıllarının ortalarına doğru kendisine Diyarbakır’da “Timar” verilerek memleketine döndü ve 1714 yılında burada öldü. Mezarının yeri belli değildir. Şeyhülislâm Esad Efendi, ölümü için söylenmiş olan şu tarih beytini veriyor:

Bin yıl da ömrü olsa kişinin ne kârı var
Nuh’un da bir müsâde-i rûzigârı var
(H.1128)

Çağdaşı olan Esat Efendi, bizzat dinlediği Seyyid Nuh hakkında “Atrabü’l ‘Asar”ında kısa bilgi vererek Enderûn’da hanende olduğunu belirttikten sonra otuz kadar eserinin bulunduğunu kaydeder. Oysa eski güfte mecmualarında yüze yakın eserinin sözleri vardır. Bir bestekâr olarak beste, semâi, şarkı formlarında eserler bestelemiştir. Elimizde bulunan eserleri her yönü ile geleneklere bağlı, sağlam yapılı ve mutantan eserlerdir. “şehnaz makamındaki Beste’si gerek melodik kuruluşu, gerek şehnaz makamının melodik seyir ve hareketini gösteren karakter ve estetiği bakımından klâsik mûsikimizin en parlak, en sanatlı bestelerinden biridir.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal “Hoşsada” adındaki eserinde belirttiğine göre, Fasih Dede Seyyid Nuh’a bir “Muhabbetnâme” göndererek onu Pythagoras’a benzetmiş ve uzun uzun övmüştür.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Hicaz-Şeb cûnuni dil dimagamra perişan kerdebud

Nühüft-Tâ kim hattın ey mah cebinim yüze çıktı

Şehnaz-Bezm-i meyde sâkiya devreylesin mül gül gibi

Şehnaz-Nice sevmeyeyim dostlar bir acâip hâli var

Tahir-Meyletti gönül bir meh-i hurşid-i tirâze

Tahir-Ne havayi bağ-ı rûhsar, men esir-i zülf-ü yârim

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git