Ahmed Avni Konuk (1868-1938)

Ahmed Avni Bey 1868 yılında İstanbul’da doğdu. Balmumcu tüccarlarından Musa Kâzım Bey’in oğludur. İlk öğrenimini bulunduğu mahalle okulunda tamamladı ve bu yıllarda hıfzını bitirerek “hâfız” oldu. Bundan sonra Galata Rüştiyesi’ne devam etti. Bu yıllarda kısa süreler içinde anne ve babasını yitirdi. Bu sebeple 1884 yılında sınavla Darüşşafaka Lisesi’nin üçüncü sınıfına alındı. Öğrenimini sürdürürken, Padişah II.Abdülhamid’in emri ile 1890’da ve yirmi bir yaşında “İttihat Postahanesi”ne Galata’da bulunan “Müdüriyet Kalemi Kâtipliği”ne atandı. Aynı yılda Darüşşafaka’dan mezun oldu.

1909 yılında “Posta Mesalih Müdürlüğü”ne getirildi ve I.Dünya Savaşı’nın sonuna kadar, işgal yıllarında da bu görevi yaptı. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ile İstanbul’un geri alınışından sonra “Posta İşleri” müdür yardımcısı oldu. Bu sıralarda İstanbul “Hukuk Mektebi”ni bitirmişti. 1930 yılında “Posta İdaresi” genel müdürlüğü hukuk müşaviri oldu. Başarılı geçen kırk bir yıllık hizmetten sonra 1933’de emekli oldu. Osmanlı dönemi posta idaresi ile Cumhuriyetten sonra kurulan PTT teşkilatının gelişmesinde, çağdaş düzeye ulaşmasında büyük emeği geçen az bulunur insanlardandır. İyi bir eğitimci olan Ahmed Avni Bey “PTT Mektebi” ile “Yüksek Mühendislik Mektebi”nde posta dersleri okuturdu.

19 Mart 1938 tarihinde vefat ederek Merkezefendi mezarlığında toprağa verildi.

Mûsiki hayatı Darüşşafaka’ya girişi ile, Hoca Zekâi Dede Efendi’den ders almasıyle başladı. Zekâi Dede’den dini ve dindışı olarak hayli eser öğrendi. Hattâ okulu bitirdikten sonra hocası ile ilgisini kesmedi; meşkleri düzenli bir şekilde sürdürdü. Bir yandan da kişisel çabalarla Arapça, Farsça öğrenerek Selânikli Ahmed Efendi’den “Mesnevi” okudu. “…Mûsikiye küçük yaşta girdiği Darüşşafaka’da Zekâi Dede’nin öğrencisi olarak başladı. Daha sonra Mevlevilik tarikatına girmiş, buradan aldığı feyizle tasavvuf, şiir, mûsiki gibi birbirine sıkı sıksıya bağlı irfan ve sanat yollarının hakiki ve samimi bir yolcusu olmuştu.”

“Ahmed Avni Konuk mûsikiyi an’anevi tedris sistemi içinde, yâni diz döverek ve eskilerin “Fem-i Muhsin” dedikleri iyi ağızdan dinlemek ve geçmek suretiyle öğrenmiştir. Daha sonra ilk bestekârlık tecrübelerine başlamış ve bu yoldaki istidat ve kabiliyetini zamanla inkişaf ettire ettire kârdan şarkıya, âyinden ilâhiye kadar dini ve dindışı mahiyette, türlü makam, şekil ve ritimlerde bir çok eser vücude getirmiştir. Ahmed Avni Bey’in en orijinal eseri 119 makamı söz ve melodi halinde bir araya toplayan (Kâr-ı Nâtık)’ı dır. Bestekâr elimizde bulunan kâr-ı nâtıkların en uzunu olan bu eserinde, unutulmuş bir takım makamlarımızın mûsiki kitaplarındaki tariflerine göre, melodik karakter ve seyirlerini belirtmiştir. Dilkeşide ve bend-i hisar makamları kendi buluşudur.

“Ahmed Avni Bey tasavvuf vadisinde, Şeyh Muhiddin-i Arabi’nin Füsus’u ile Mevlâna Celâleddin Rûmi’nin Mesnevi’sini tercüme ve şerh etmiştir.” Dünya ölçüsündeki bu iki muazzam ve mühim eser üzerindeki çalışmalarının müsveddeleri Konya Müzesi kütüphânesindedir.

Ahmed Avni Bey’in otuz bir tane tasavvufi eseri bulunuyor. Bunlardan Füsüsû’l-Hikem, Edvâr-ı Rahman, Sipahsalar ve Mesnevi tercümeleri ne derece büyük işler başardığının delilidir.

Nota bilmeyen sanatkâr, bestekârlığa 1890 yılında başladı ve oldukça verimli bir bestekâr oldu. İlk eseri karcığar makamından bestelediği “Ey dilber-i şen” güfteli şarkısıdır. Eserlerinin bilinenleri üç Mevlevi âyini, bir kâr-ı nâtık, üç kâr, sekiz beste, beş ağır semâi, beş yürük semâi, on beş şarkıdan ibarettir. “Hanende” adındaki 719 sayfalık söz mecmuâsında 95 makamdan 2706 eserin sözlerini vermiştir. Hocası Zekâi Dede’nin ölümü üzerine suzidil makamından bir de mersiye bestelemiştir.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Arabân-Uşşâka nâzı o güzelin bir edâsıdır

Arazbâr-Senin aşkınla çâk oldum

Bestenigâr-Nevbahar oldu hıram eyler nihalân-ı çemen

Bûselikaşiran Âyin-i Şerif

Dilkeşhâveran-Aşkınla gönül bülbül-i şûride-ser oldu

Dilkeşide-Ah-ı seherim nâle-i bülbül gibi dilsûz

Dilkeşide Âyin-i Şerif

Dilkeşide-Cemâl-i dilkeşini âfitaba benzettim

Dilkeşide-Dil zülfüne bend oldu ey gonca dihânım gel

Dilkeşide-Yine bir âh iderek gülşeni hâşâk itdim

Hicaz Kâr

Hüzzam-Neş’e-i zevk-i dilim âh câm-ı ihsânındır

Karcığar-Ey dil-ber-i şen sevdim seni ben

Muhayyer-Dil-hânesini yıktı o mest-âne nigâhın

Rahatülervah-Nûr-u hüsnün sevdiğim her bir hayâle can verir

Rahatülervah-Fikrimde hayâlin güzelim işve-nümâdır

Rahatülervah-Gül mevsimi geldi yine bülbüllere müjde

Rahatülervah-Ey nûr-ı dide nâzını ancak çeken bilir

Rast Kâr-ı Nâtık

Ruyiırak Âyin-i Şerif

Suzidil Kâr

Şehnaz Kâr-ı Murassa

Şehnazbûselik-Ey gül-i nevrestem üzme bendeni bin nâz ile

 

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git