Süleyman Ergüner (1902-1953)

Süleyman Erguner 15 Ağustos 1902 tarihinde İstanbul’da, Sultanselim Abdisubaşı Mahallesi, Debağyunus sokağındaki babasının evinde doğdu. Babası Hâfız Hasan Efendi Sultanselim Câmii’nde müezzin idi; annesinin adı Dürriye’dir. Kendisi çok küçükken kısa aralıklarla baba ve annesini yitirdi. O zamana kadar ailesinde mûsiki ile uğraşan kimse yoktu. O da baba mesleğinde yürüyerek “hâfız” oldu; bir süre aynı câmide müezzinlik yaptı. Mûsiki çalışmalarına küçük yaşında, o semtte oturan hâfız Cemal Bey’in düzenlediği toplantılara katılarak başladı. Bu toplantılarda hem nazariyat öğretilir, hem de klâsik eserler meşk edilirdi. Bu derslere devam ederken, diğer taraftan da Mevlevilik tarikatına intisab etti. Mevlevihânelere devam ediyor, dini mûsiki öğreniyor, mukabeleden sonra yapılan fasıllara katılıyordu. Neyzen ve hattat Emin Yazıcı’yı bu sûretle tanıdı. Bundan sonra bu saza gönül vererek, Emin Yazıcı’dan aldığı kısa süreli derslerin dışında, ney çalmasını kimseden ders almadan kendi kendine ilerletti. Daha sonraları bu sazın usta bir icrâcısı oldu. Çok temiz, duygulu ve asil bir uslûbla çalardı. Sadeddin Arel’in cumartesi toplantılarına da katılırdı.

Düzenli bir şekilde öğrenim görmedi. Ortaokulu bitirdikten sonra tekel idaresinde memur olmuştu. Bu sebeple uzun yıllar çeşitli Anadolu illerinde dolaştı. İstanbul’un sanat çevrelerinden uzakta olduğu yıllar, Süleyman Ergüner’in neyzenlikteki ustalaşmasına yardımcı olmuştur denebilir. Çünkü 1942 yılında İstanbul’a döndüğünde oldukça güçlü bir sanatkâr olmuştu. Cibali Tütün Fabrikası’nda çalışırdı. Çok genç bir yaşta 1 Aralık 1953 tarihinde bir “beyin kanaması” sonucu öldü ve Eyupsultan mezarlığına defnedildi.

Sanatkâr bir kimse ve alçak gönüllü bir Mevlevi dervişiydi. Temizliği ve dürüstlüğü ile iyi bir çevre edinmişti. Şişman, tıknaz, sevimli bir kişiydi. Çevresinde yemeğe düşkünlüğü ile tanınırdı. Eşinin adı Muzaffer’dir. İki oğlu Ulvi ve Âsaf Erguner bu geleneği sürdürdüler. Torunu Süleyman, Kutsi ve Doğan Erguner de günümüzün genç neyzenleridir.

Bestekârlıkla uğraşmasına rağmen fazla verimli olamadı. Saz eserleri söz eserlerinden daha başarılıdır. Mûsiki repertavurımızda dört peşrev, dört saz semâisi , iki ilâhi ile altı şarksı bulunuyor.

Dr.M.Nazmi Özalp-Türk Musikisi Tarihi kitabından alınmıştır.

Bayati Peşrev

Bayatiaraban-İsmi Sübhan virdin mi var

Dilkeşide Saz Semaisi

Dügah-Amenna söyledik hem ikrar ettik

Hicaz Sirto

Hüzzam-Gördüm ki sarmış yarimin etrafın ağyar

Hüzzam Peşrev

Mahur-Akdeniz’de parlayan bir incisin Alanya

Müstear-Derviş bağrı taş gerek

Müstear-Dervişlik derki bana

Nihavend-Çam kokulu havanı bir kerecik koklasam

Nihavend Saz Eseri

Pençgah Saz Semaisi

Saba Saz Semaisi

Segah-Derviş bağrı taş gerek

Segah Saz Semaisi

Uşşak-Noldu bu gönlüm derdü gamınla

Uşşak-Ömrün şu biten neşvesi tam olsun erenler

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git